İngiliz silahları Kürtleri öldürüyor

İNGİLTERE’NİN EN BÜYÜK SENDİKASININ DİREKTÖRÜ VE İKİ MİLLETVEKİLİ KAYGILI...

İngiliz silahları Kürtleri öldürüyor

Simon Dubbins: Britanya ve Avrupa, mültecileri kendinden uzak tutması arzusuyla temel insan haklarını inkar edenlere, Türkiye gibi İslamcı köktenci örgütleri destekleyenlere destek verilmemelidir.

Joan Ryan: Türkiye’nin korkusu, Irak’taki yönetim modelini Suriye’de de yaşamaktır. Kısacası Kürdistan’ın kurulmasına engel olmak için uğraşıyorlar. Fakat artık Suriye’yi bölgesel yönetimler yönetmelidir.

David Lammy: Kaygılarım bu silahların Türkiye’deki Kürtlere karşı kullanıldığı yönündedir. İngiltere’nin elinde şu anda bu silahların nerede, ne için kullanıldığına dair hiçbir garanti yoktur.

İngiltere’nin en büyük sendikası UNITE’ın direktörü Simon Dubbins ile İngiltere İşçi Partisi milletvekilleri Joan Ryan ve David Lammy ile İngiltere-Türkiye arasındaki silah ticareti, Erdoğan’ın başkanlık sistemi çabaları, Öcalan ve barış süreci, İngiltere’nin Brexit süreci ve Ortadoğu politikaları başlıklarında görüştük.

İngiltere’nin Türkiye ile son 2 yılda yaptığı 330 milyon Sterlinlik silah ticaretinin üzerine Başbakan Theresa May’in Erdoğan ile yaptığı 100 milyon Sterlinlik jet anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Simon Dubbins: UNITE, İngiltere Başbakanı Theresa May ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki son görüşme ile ilgili hala şokta; görüşmeyi dehşete düşerek takip ettik. May, Avrupa Birliği’nden ayrılmanın sonucunda doğacak işçi, emekçi ve halkların yüzleşeceği büyük sıkıntılara çareyi tek pazara girmekte arıyor. Ticarette açılacak boşlukları doldurmaktan aciz. AB’den çıkmanın getireceği zararları en aza indirmeye çalışmaktansa ticari açıklarını gezegendeki en küstah liderlerden ve rejimlerden biriyle anlaşarak halletmeye çalışıyor. İlk önce Donald Trump’ın kollarına girdiği utanç verici hareketine tanık olduk. Bir gün sonra Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının temelini yıkan, ülkesindeki insanlara karşı acımasız bir savaş ilan eden adamla anlaşma imzalamasını gördük. Tüm bunlar May’in bir arayış içinde olduğunu gösteriyor. Kendine Erdoğan gibi kendi ülkesindeki insanlara saldıran bir dost buldu.

Joan Ryan: Çok önemli bir noktayı atlamamalıyız. Bu ticaretin 50 milyonluk bölümü Türkiye’deki darbe girişiminden sonra gerçekleştirildi. Geçtiğimiz ay yayınlanan bir rapora göre Türkiye, şu anda İngiltere’nin ‘önde gelen’ müşterilerinden. Mevcut durum gerçekten kuşkulandırıcı bir problemi gözler önüne seriyor. Öyle görülüyor ki Türkiye, artık ABD ile koalisyon değil; artık Ruslarla fikir birliği içinde görünüyor ve sanki Rusya ile koalisyon kurmuş gibi. Rusya’nın tavrı da aslında çok agresif, patlamaya hazır bir bomba gibi. Türkiye, coğrafi konumu ve Suriye ile yakınlığından dolayı çok önemli.

YPG, DAİŞ ile savaşıyor. Tüm Kürtler aslında DAİŞ’e karşı en güçlü savaşanlardır. Türkiye ve Rusya birlikte Türkiye’deki barış sürecini durduruyor, bu akıl almaz. Çünkü Kürtler DAİŞ’e karşı savaşıyor. Kürtlerle barış görüşmeleri devam ettirilmeli.

Bence Türkiye, İngiltere ile aynı koalisyonda bulunuyor ve özellikle NATO için Türkiye, İngiltere’nin yanında durmak zorunda.

Yeni Başkan Trump, daha önce NATO’ya karşı olduğuna, çıkmak isteyebileceğine dair söylemler kullanmıştı. May’in Trump’ı ziyaretinden sonra ikisi de NATO’yu güçlendirme, birliklerini sıkılaştırma mesajı verdi. NATO için Türkiye ile ilişkilerin iyi tutulması lazım ki Türkiye, Rusya ile değil Amerika ile birlikte hareket etsin ve NATO’daki ilişkiler güçlensin.

NATO aslında Rusya’nın daha da güçlenmesini istemiyor. Türkiye ile ilişkiler güçlü tutulmalı ki muhtemel bir Türkiye-Rusya birliği ortaya çıkmasın. NATO, Türkiye’yi kaybetmemeli.

Türkiye’yi bir arkadaş olarak tutmalıyız, evet; ama bundan sonra artık tedbirli olmalıyız, bunu biliyoruz. Örneğin satılan silahların nerede kullanıldığını bilmeliyiz bundan böyle. Çok aşırı miktarda askeri malzemenin satıldığını biliyoruz. Bunula ilgili kaygılarımız çok yüksek. Bu silahların nereye gittiğini, nerede kulanıldığını bilmek istiyoruz.

David Lammy: Bu konuda çok çok endişeliyim. Kaygılarım bu silahların Türkiye’deki Kürtlere karşı kullanıldığı yönündedir. Ayrıca Türkiye’yle ilgili tüm dünyadaki algı da orada antidemokratik uygulamalar olduğu yönündedir. İngiltere’nin elinde şu anda bu silahların nerede, ne için kullanıldığına dair hiçbir garanti yoktur. Bu nedenle de oldukça kuşkuluyuz.

İngiltere bu silahları satarken nerede kullanıldığı konusunda rahat olabilir ama ben rahatsızım. Bence Theresa May, Trump ile işbirliğini bırakmalıdır. Erdoğan’a olan desteğine de karşıyım.

Britanya, Ortadoğu’da olası bir Kürt yönetimine nasıl yaklaşırdı?

Simon Dubbins: İngiltere, diğer hükümetler ve uluslararası organlarla birlikte barış ve demokrasi içinde yaşamak isteyen herkesin haklarını desteklemelidir. Kürtlerin bu hedefte büyük mücadele ve katkıları söz konusu. Kürtlerin desteklenmesi gerektiği kuşkusuz.

Kürtlerin çok kültürlülüğü, demokrasi, kadınlar ve azınlık haklarına saygıya olan desteği, dünyada neredeyse benzersiz. Kürt otoritesinin, varlığının biçimi ne olacak; hala bunu görmek çok zor. Ancak Kuzey Suriye’deki Kürtlerin kahramanca çabaları ve Suriye sınırları içindeki özerklik talepleri, tamamen desteklenmeli. Kürtlerle etkileşim içinde olunmalı.

İngiltere, Kürtlerin bölgesel özerkliği için olacağı gibi Türkiye’deki Kürtlerin de taleplerini desteklemeli ve Erdoğan’ın kendi halkına ilan ettiği savaşa son vermek adına baskı yapıp her türlü çabayı göstermeli. Barış görüşmelerine, bölgedeki sivil ve siyasi hakların restorasyonu ve tüm politik tutsakların serbest bırakılması için acilen geri dönülmeli.

Joan Ryan: İngiltere bunu nasıl karşılar bilmiyorum, bence şu anda görülen kısımda Türkiye, Amerika ile değil de Rusya ile koalisyon olma yönünde harekette bulunuyor, çünkü Türkiye sınırlarında bir Kürt otoritesi istemiyor.

Türkiye’nin korkusu, Irak’taki yönetim modelini Suriye’de de yaşamaktır. Kısacası Kürdistan’ın kurulmasına engel olmak için uğraşıyorlar. Türkiye, tam anlamıyla bir Kürdistan karşıtıdır.

Suriye’yi bundan sonra bölgesel yönetimler yönetmelidir ve bu yönetimlerden Kürtlerin muaf tutulması fikrine tamamıyla karşıyım. Bence Kürtler, barış görüşmelerinde yer almalı. Çünkü Suriyeli Kürtler ve peşmerge, Kobanê gibi yerlerde DAİŞ’e karşı savaş yürütenlerdi.

David Lammy: Bizler Irak’taki ilerlemeleri ve gelişmeleri görüyoruz; Kürtlerin onur duyması gereken mücadelelerine de tanıklık ediyoruz. Kürtlerin Suriye, Irak ve Türkiye’de yarattığı olumlu değişime kulak vermeliyiz, bunu anlamalıyız.

Bir Kürt otonomisi elbet olmalıdır; çünkü mevcut durumda Kürtlere yönelik saldırılar kendi topraklarında devam ediyor. Kürtlere kulak vermeliyiz.

Erdoğan’ın tüm gücü kendinde toplama çabası ile Türkiye’yi başkanlık sistemine sürüklemesine ne diyorsunuz? Türkiye’nin gündemini de halihazırda anayasa referandumu meşgul ediyor…

Simon Dubbins: Erdoğan’ın, Nisan 2017’de oylamaya çalıştığı sistemi, temel önemdeki tüm siyasi konularda karar verme yetkisine sahip olmak için tasarlamış olduğu görülüyor. Demokrasinin Türkiye’de etkili bir şekilde yok edildiğine; Erdoğan’ın acımasız, milliyetçi ve ayrımcı yaklaşımıyla Türk siyasetine hakim olma biçimine tüm dünya korkuyla tanıklık etti. Türkiye gerçeğini göz önüne alırsak, iktidarı merkezsizleştirme ve paylaşma hareketi, böylesine bölücü olduğunu kanıtlayan, insan hakları ve temel demokratik değerlere saygı göstermeyen bir adamın gücünü daha da merkezileştirmek yerine Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmeye çalışması, daha uygun bir yol gibi görünüyor.

Joan Ryan: Yapılacak referandumdan çok kuşkuluyum. Şu ana kadar Erdoğan’nın yaptıkları zaten ülkedeki demokrasiyi zayıflatmış durumda. Bence referandumda gücü Erdoğan’a vermek, Türkiye’de demokrasiyi daha da zayıflatacaktır. Darbe girişiminden bu yana gördüklerimiz, tutsak edilen 70 bine yakın kişi, HDP liderlerinin, seçilmiş parlamenterlerin hapsedilmesi, hapsedilen gazeteciler, kapatılan TV ve gazeteler, özellikle Kürt ve Alevi basınının susturulmaya çalışılması dikkat çekiyor.

Bunların hiçbiri demokratik değil. Kuşku ve kaygılarımız da yersiz değil, Türkiye’de demokrasi sürecinin nasıl yaralandığının farkındayız. HDP ve CHP’nin ne dediğini iyi dinlemeliyiz. Referandumda Türkiyeliler, hayır sonucu çıkarmalı. Erdoğan’ın agresif gelişimine engel olunmalıdır. Umarım referandumda insanlar belirli bir sonuç için oy kullanmaya zorlanmaz; demokratik ve özgür bir ortamda, hilelerin olmadığı bir referandumda oylarını kullanabilirler.

Erdoğan reform yapmak için güç istediğini söylüyor ama güç elde ettiğinde neler yaptığını tecrübe edindik. Kürtlere daha fazla saldıracak, daha fazla gazeteciyi tutuklayacak… Umarım Erdoğan’a bu güç verilmez. Halihazırda 70 bine yakın insanın tutuklandığını gördük.

Son 6 ay içinde 170 medya organı kapatıldı ve 150 gazeteci tutuklandı. Türkiye, gazeteciler için en büyük hapishane haline geldi. Buna rağmen Türk Başbakanı, halen Türkiye’de basın özgürlüğü olduğunu savunuyor. Aynı fikirde misiniz? Böylesi bir durum İngiltere’de yaşansaydı ne yapardınız?

Simon Dubbins: Türkiye’nin özgürce konuşulan bir ülke olduğu fikri tamamen saçmalıktır; dünya, bunu net bir şekilde görebilir. Türkiye’de düşünce özgürlüğü olmadığını, propaganda yaptığı iddiasıyla Kürtçe yayın yapan çocuk kanalının kapatılmasından anlayabiliriz.

Özellikle dikkat çekici olan şey, Türkiye’nin DAİŞ ve diğer İslamcı militan gruplara verdiği askeri desteği açığa çıkaran gazetecileri tutuklaması.

Demokratik sistemlerde basın ve hükümetler arasındaki ilişki daima gerginlik taşır. Birleşik Krallık’ta sağ kanadın baskın olduğu bir basına sahibiz. Bununla birlikte, devletin kontrolü altında değiller ve eleştirel herhangi bir şey basılırsa gazetecilerin tutuklanmasından ya da gazetelerin kapatılacağından korkulmuyor. İngiltere’de, Türkiye’dekine benzer basına yönelik herhangi bir saldırı gerçekleşmesi halinde demokrasiye saldırı olarak algılanır ve bunun üzerine büyük bir çığlık ve kargaşa yaşanırdı.

2015’te kesilen barış görüşmelerinin yeniden başlatılması, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve müzakerelere katılımının gerekliliği, Avrupalı birçok merci tarafından dillendirildi. Siz Öcalan’ın özgürlüğünü destekliyor musunuz?

Simon Dubbins: UNITE, GMB ve diğer bazı örgütlerle geçen sene Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ve anlamlı bir barış sürecinin başlatılması için bir kampanya başlattık. Bu tutumumuz, Eylül 2016’da İngiltere’de yaklaşık 6 milyon işçiyi temsil eden sendikaların şemsiye organizasyonu olan TUC tarafından da benimsenmiştir. Abdullah Öcalan’ın Kürt halkının lideri olduğu görülüyor ve bu, sadece birkaç yıl önce yaklaşık 10 milyon imza toplanan dilekçede gösterildi. Gerçek şu ki Türk hükümeti, Öcalan’la 2015 yılına kadar müzakerelerde bulunmuş. Öcalan, Türk devletinin mutlaka ilişkide olması gereken ahlaki ve siyasi otorite.

Öcalan’ı çok iyi anlamalıyız. Öcalan ve yol gösterdiği hareket de büyük ödünler verdi ve özerklik ile sorunun çözümünün Türkiye’nin mevcut sınırları dahilinde bulunabileceğini kabul etti. Erdoğan ve hükümeti buna dört elle sarılmalıdır; bu fırsatı kaçırmamalı ve Öcalan ile çözüm için müzakere etmelidir.

Birkaç yıl önce başlayan ve gerçek bir ilerleme şansı sunduğu görülen barış süreci acilen yeniden başlatılmalı. Abdullah Öcalan’ın açıkça yapabileceği kritik rolü oynamasına kesinlikle izin verilmelidir.

Joan Ryan: Bununla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. İngiltere’de politikacılar, bu gibi yasak listelerindeki örgütlerle alakalı yorumlar getiremiyor.

Benim inancım, terörün her çeşidi derhal sonlandırılmalı; aynı zamanda Erdoğan, barış görüşmelerini devam ettirecek ortamı derhal yaratmalı. Erdoğan eğer barış istiyorsa bu süreçte görüşmesi gereken herkes ile görüşmeli ve konuşmalıdır.

David Lammy: Ben neden PKK’nin yasaklılar listesinde olduğunu bilmiyorum, çünkü bu tarz güvenlik konularında yetkili değilim ve net bir açıklama yapma yetkim yok. Fakat bununla ilgili söylemek istediğim şudur ki, Öcalan halkı için halen mücadele ederken bana Nelson Mandela’yı anımsatıyor. Öcalan da Mandela gibi halkı için mücadele veriyor. Öcalan’ın Ortadoğu’daki tüm halklar için de mücadeleyi devam ettireceğinden eminim.

Suriye ve daha geniş çerçevede Ortadoğu krizine getirdiğiniz çözüm önerisi nedir?

Simon Dubbinds: UNITE, Erdoğan hükümetinin Kürt nüfusa ilan ettiği savaşı çok iyi biliyor. Toplu tutuklama ve gözaltıları, medya organlarının kapatılmasını, seçilmiş politikacıların tutuklanmasını ve gözaltına alınmasını UNITE, her zaman eleştirdi ve en önemlisi defalarca kınama açıklamaları yaptı. Biz bu boyutuyla da çözümler üretip Erdoğan’ın anti demokratik uygulamalarını engellemeye çalışacağız.

UNITE’ın basit, kapsamlı bir çözüm önerisi bulunmadığını düşünüyorum. Ancak UNITE, Suriye’nin ve daha geniş boyutta Ortadoğu’nun dünya barışı ihtimali açısından ne kadar önemli olduğunun bilincindedir ve biz şu anda içinde bulunduğumuz kritik ve keskin noktanın farkındayız. Barışa yönelik hızlı ve gerçek adımlar çok hızlı bir şekilde atılmazsa Ortadoğu çatışmasının çok daha geniş bir küresel çatışmanın merkez üssü haline gelme tehlikesi var.

Suriye özelinde, savaştan önce var olan bir önceki sisteme dönüşün olamayacağı açıktır ve ideal olarak insan haklarına ve sivil haklara saygı gösteren gerçek bir demokrasi, uzun vadeli çözümün parçası olarak ortaya çıkmaktadır ve biz bunu savunuyoruz. Bizim görüşümüze göre Suriye Kürtleri, bu süreçte çok kritik bir role sahipti. Çok net bir şekilde Kürtler, DAİŞ’e karşı korkusuzca savaşan ve mücadele eden tek taraf olduklarını gösterdiler.

YPG ve YPJ güçlerinin kontrolü altındaki bölgelerde gerçek demokratik ve kapsayıcı yapılar, kadın haklarına saygıyla kurulmuş gibi görünüyor ve azınlık haklarını böyle zor ve sorunlu bir bölgede yönetmek gerçekten kayda değer bir başarı. Bu, tüm dünyadaki ilerici güçler tarafından desteklenmeli. Birleşik Krallık hükümeti, AB ve dünyanın dört bir yanındaki diğer hükümetlerle birlikte Türk hükümetinin Suriye’ye yaptıkları şekilde müdahale etmesini durdurmak için baskı yapmak zorunda. Türk hükümetinin İslamcı güçleri desteklediğinden uzun süredir şüpheleniliyor. DAİŞ yerine Suriyeli Kürtlerle savaşmayı seçtikleri gözler önünde.

Bir NATO üye devletinin bu şekilde davranmasına izin verilmesi çılgıncadır. Mümkün olan en kısa sürede Türkiye’nin durdurulması gerekiyor.

Joan Ryan: Şu anda Kürtler, Astana toplantısına çağrılmamış durumda. Rusya, İran ve Suriye bu görüşmeye çağrıldı. Geçtiğimiz günlerde 3 haftalık ateşkes ilan edilmişti. Türkiye artık ABD ile koalisyon yapmıyor, İngiltere ABD ile koalisyon içinde. Uzun vadede gerçekçi bir çözümü sunmak bizim için Esad’ın bulunduğu bir ortamda, yani bu durumda çok zor.

Bizim için çözüm, öncelikle bir ateşkes ilan edilmesini sağlamaktır. İngiltere ve ABD zaten uzun vadede önceden belirttiler ki, Esad’ın Suriye otoritesi kabul edilir değildir. Kısa vadede ise eğer Halep’te olanları hatırlarsak, çok acı olan insan haklarının hiçe sayılması, 300 bin insandan fazlasının ölmesi, mültecilerdir. Bunların hepsini düşündüğünüzde üzücü olan, Esad’ı devre dışı bırakmanın ikinci planda olmasıdır. Evet Esad görevde olmamalı ama bu acıların da derhal önüne geçmeliyiz.

Öncelikli hedefimiz ateşkes ilan edip uzun vadeye yayılmasını ümit etmektir ki, böylece politik görüşmelerin önü açılır ve ilerleme sağlanır. Ümit ederiz ki ABD, Rusya ve diğer güçler bir anlaşmaya varır. Fakat şu an bu noktada değiliz.

Brexit Britanya’nın etkisini azaltacak

İngiliz Parlamentosu gündeminde Brexit var. Brexit, İngiltere’nin Ortadoğu politikalarını nasıl etkileyecek. Sizin bu konudaki tutumunuz nedir?

Simon Dubbins: Brexit, Birleşik Krallık ve AB’nin bütün siyasi yönünü değiştiren büyük bir sorun olmaktan başka birşey değil. Her ne kadar AB ile ilgili pek çok sorunu kabul etsek de, sendikamız bu sorunlara çözüm olmak için gereken birçok şeyi yaptı. Ayrıca biz Avrupa’dan çıkmama yönünde oyumuzu kullandık.

Bunun İngiltere’nin Ortadoğu politikasını nasıl etkileyeceğini tam olarak öğrenmek için henüz çok erken. Ancak Theresa May’in uzunca bir süredir siyasi olarak kibirli, çok öngörülemeyen ve potansiyel olarak çok tehlikeli olan Donald Trump’la işbirliği yaptığını görüyoruz. Şu anda May’in Erdoğan’la ticari nedenlerle daha yakın bir ilişki arıyor olduğu görülüyor ve bu doğru değil, mümkün olduğunca karşı çıkılmalı.

UNITE ve İngiliz işçi hareketi olarak demokrasi, kapsayıcılık, kadınlara ve azınlık haklarına saygılı ilerici güçleri her zaman desteklemeye çalıştık. Kürtlerin de topraklarında kesinlikle bu konularda kritik bir role sahip olduğuna hiç şüphe yok.

Bölgeye yaklaşım, barış ve demokrasiyi destekleme yönünde olmalı. Britanya ve Avrupa, mültecileri kendinden uzak tutması arzusuyla, çıkarları ekseninde hesaplar yapmamalı. Temel insan haklarını inkar edenlere veya Türkiye gibi İslamcı köktenci örgütleri destekleyenlere destek verilmemelidir.

Türkiye’deki gelişmeler, bölgenin tümünde kritik öneme sahip olacak. Birleşik Krallık hükümeti, AB ve diğer güçlerle birlikte Erdoğan’ın mevcut yönünü değiştirmek için mümkün olan her türlü etkiyi göstermelidir.

David Lammy: Bence Avrupa’daki gücümüz ve Türkiye üzerindeki etkimiz, Brexit sonucunda azalacak. İngiltere bunun sonucunda kendini zayıf ve arayış içinde bulacak. Theresa May, aslında Trump ve Erdoğan karşısında yardıma muhtaç gibi bir tablo çiziyor. Aslında kendine çıkış yolu ve pazarlar arıyor. Avrupa’dan çıkma konusunda oldukça kuşkuluyum. İngiltere ekonomisiyle ilgili de oldukça kuşkuluyum ama aynı zamanda İngiltere-Amerika ilişkilerini belirleyecek olan insanların Amerikan yandaşlığıyla ilgili de oldukça kuşkuluyum.

Ekrem kansoy Yeni özgür politika
 

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.