Barışı Savunmak Suç Değildir!

Aydın ili Kuşadası ilçesinde yaşayan 52 Barışsever 19 Ekim ve 24 Ekim tarihlerinde yargılanacak.

Barışı Savunmak Suç Değildir!

ROJHABER - BARIŞ AKADEMİSYENLER BİLDİRİSİ’ne destek verdikleri için yargılanan bu insanların tek suçu barış istemek, sorunların barışçıl çözümü için çaba haracayanlara destek vermektir. Aşağıda onların duyurusu var; paylaşalım,çoğaltalım...

Barışı Savunmak Suç Değildir!

Biliyorsunuz, bu yılın başlarında bir grup akademisyen “bu suça ortak olmayacağız” başlığı ile bir bildiri yayınladı. Güneydoğuda haftalardır süren sokağa çıkma yasaklarına ve devletin güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonlar sırasında sivillere yönelen şiddete bu ülkenin duyarlı bireyleri olarak itiraz etmek istediler…

Çeşitli medya araçları ile an be an toplumun gözü önüne serilen, yüzlerce sivilin yaralanmasına, ölmesine, göç etmesine –ve evrensel hukuka göre de insanlık suçu sayılan sonuçlara- yol açan şiddete! 

Akademisyenler bildiriyi yayınlarken Anayasa’da tanımlanmış olan ifade özgürlüğünün kullanılması hakkına dayandılar… Kendi özgür iradeleri ile ilgili kurumlara ‘savaş şartları’nda bile olunsa evrensel hukuka uygun hareket edilmesini hatırlatma sorumluluğunu yerine getirdiler. Ne var ki irrasyonel alınganlık devreye girdi ve -Anayasa’nın ne dediğinin bir önemi yokmuşçasına- imzacılar terör örgütü propagandası yapmak ya da devleti zor duruma düşürmek gibi iddialarla suçlandılar. Üniversite yönetimleri çok sayıda imzacı öğretim üyesini istifaya zorlar veya görevinden alırken, bir yandan da haklarında davalar açıldı. 

Bu zor ve yaptırımlar toplumun anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmasından yana olan diğer kesimlerini -Kuşadası’nda bizleri- de harekete geçirdi ve akademisyenlere destek olmaya yöneltti. Hem yaşanan şiddet ortamının bir an önce son bulması hem de -bu olay ile akademisyenler üzerinden cisimleşen- ifade özgürlüğüne yönelik hak ihlallerine itiraz etmek için “o metne biz de imzamızı atıyoruz; bu bir suç ise işte burada kendimizi ihbar ediyoruz” diyerek demokratik tepkimizi gösterdik. Gelgelelim ‘terör örgütü propagandası’ hayaletini icat eden kafa yine hızla devreye girdi ve peşinen gözaltına alındık; aramızdan 52 kişiye de dava açıldı. 

Gözaltı sorgulamaları olayın nasıl bir anlayışla ele alındığını açığa vurması bakımından ilginçti: yöneltilen sorularda bildirinin PKK’yı meşrulaştırma ve devleti uluslararası arenada zora sokma amacıyla yazıldığı, Bese Hozat’ın aydınları yaşananlara itiraz etmeye çağıran talimatıyla şekillendiği öne sürülüyordu. Güya akademisyenler savaşa karşı bildiriyi o talimata dayanarak yayınlamışlardı! Biz de akademisyenleri desteklediğimize göre o talimatla bağlantılı olabilirdik! Akrabalarımızdan örgüt üyeliği suçlaması ile yargılanan olup olmadığı, siyasi parti üyeliğimiz, gözaltına alınıp alınmadığımız, bildiriden nasıl haberdar olduğumuz gibi sorular da vardı. Sorular muhtemelen tüm Türkiye’de benzer sorgularda kullanılan ve tuzaklar içeren bir kurguydu! Sorgu da tipik bir ‘niyet okuma’ üzerinden işlem yapma pratiği...

Özetle, akademisyenler şiddet içermeyen, tam tersine barış isteğini dile getiren söylemlerini bir bildiri ile yayınladılar. Biz de o bildiriyi destekliyoruz ama desteklemesek bile düşünce özgürlüğünü desteklemek adına onların yanında olmak önemli, diyoruz. Bu eylemde temel amacımız düşünce özgürlüğünü savunmak için adım atmaktı. İnsanların düşünceleri neyse onları söyleyebilmelerini savunuyoruz. Şiddet içermeyen her düşünce her yerde ifade edilebilmeli, önünde hiç bir engel bulunmamalı. Düşüncelerini ifade edenlere sahip çıkmazsak giderek kimse düşüncesini ifade etmek için cesaret bulamayacak… yakında düşünce özgürlüğü diye bir şey kalmayacak! Zira maruz kaldığımız soruşturma süreci de gösteriyor ki herkes yargı tehdidi altında! 
Oysa düşünceyi ifade suç değil ve bunu her yargı mensubu biliyor. Anayasada da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da şiddeti övmeyen, şiddet içermeyen her türlü ifadenin devlete ve otorite figürlerine karşı çıkıyor olsa bile ifade edilmesi gerektiği yer alıyor. Bazen bunların rahatsız edici ve ağır sözler içerebileceği, ancak siyasilerin bunları tolere etmesi gerektiği belirtiliyor. Böyle kararlar varken barış isteyen insanlara dava açılması, yargılanması siyasi ortamla ve tercihlerle ilgili. Bizim davamızın da tamamen siyasi iradenin baskısıyla açılan davalardan olduğunu düşünüyoruz. Yine de hukukun üstünlüğüne ve şiddet içermeyen söylemlerimizin yargılama konusu olsa bile beraat edeceğine inanmak istiyoruz.

Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla açılan davalarımızdan birinin ilk duruşması 19 Ekim 2016, diğerinki de 24 Ekim 2016 tarihinde. Halkımızı bu tarihlerde dava salonunda bize destek olmaya çağırıyoruz.

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.