Hırsızların efendisi!

* * *

Hırsızların efendisi!


Bir toplumu kalıcı olarak köleleştirmenin en sağlam yolu, çoğunluğun mevcut toplumsal ilişkileri sorgulamalarının yolunu kesmekten geçer. Halihazır sistemin mevcutlar içerisinde en ideali olduğuna inandırılan toplumlar, sistemi sorgulasalar da, yanıtı kendilerine sunulmuş olan bu ideal içerisinden arayacakları için, dönüp dolaşıp gelecekleri yer yine aynı sistemin kabulü ve pekiştirilmesinin gerekliliğine yönelik inanç olacaktır. Bu nedenle egemen sınıflar iktidarı olan devlet, yönetme yöntemi olarak sadece şiddeti değil, daha önemlisi ve esas olarak toplumun ideolojik araçlarını kullanır. Başta resmi okullar olmak üzere, sistemin diğer bütün ideolojik üretim (ve eğitim) araçları bu amaç için düzenlenir.

Her devlet, kendi iktidarını pekiştirmek için önce resmî eğitim kurumları A’dan Z’ye dizayn edilir. Örneğin MİLLİ EĞİTİM Bakanlığı okullar, derslerin içeriklerini gelenekler, ahlak, iyi vatandaşlık değerleri gibi devlet modelleri üzerine sisteme uyumlu kılınır. Din, sistemin hizmetinde bir kurum olarak yenilenir. Başka bir bakanlık aileyi “devletin en küçük modeli” yapabilmek yani sistem ideolojisini yeniden üretebilmek için kolları sıvar. Sanat üretimi bir bakanlık altında devlet emrine sokulur. Ve dolaylı ya da doğrudan gerçekleştirilen bu tür çabalarla bu araçlar üzerinden beyinler büyük oranda devlet iradesi altına çekilmiş olur.

Ama bütün bunlara rağmen aynı sistem bir bütün olarak insanın “sorgulama” yeteneğini toptan ortadan kaldıramaz. Büyük çoğunluğunu kendine benzeten sistem, sisteme muhalif beyinlerin de ortaya çıkmasını tamamen engelleyemez. Örneğin eli kanlı Mehmet Ağar’ları yaratan Siyasal Bilgiler Fakültesi, Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Abdullah Öcalan gibi devrimci muhalefeti de bağrından çıkarabilmiştir. 

Devletin şiddeti işte tam da bu noktada ortaya çıkar: Sansür, yasak, vergileme yoluyla ekonomik baskı, tutuklama, mahkum etme gibi yönetme araçları kullanılarak “sorgulama” yeteneğinin sonuçlarını da ortadan kaldırmaya yönelir. Elbette bu adımı bir üçüncüsü, “haber alma ve iletişim özgürlüğünün”, yani her bireyin kendi kararını oluşturabilmesi için zorunlu olan “bilgi” ortamının yok edilmesi adımıdır. Elbette söz konusu toplumda devletin ve devlete bağlı kurumların dezenformasyon yoluyla gerçekleştirdiği bu bilgi kirliliği ve yönlendirme gücü yaratılmadan bilincin tamamen teslim alınması mümkün olamayacaktır. Sistem aydınları bu nedenle büyük öneme sahiptir ve toplum üzerindeki etkileri kırılmadan devlet tarafından özenle korunur ve kollanırlar. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne her boyutta amansız bir biçimde sürdürdüğü bu çaba, belki de hiçbir zaman günümüzdeki boyutlara ulaşmamıştı. AKP iktidarının, demokratik muhalefet yapan sivil topluma yönelik saldırılarının bu boyutta sistem mantığı ölçüleri dışına çıkması ise bir tercih değil, yine koşulların yarattığı bir zorunluluktur. AKP ve onun lideri öylesine kirlenmiştir ki, iktidarın zayıf düştüğü an aile boyu bir yargılamanın muhatapları olmaktan kaçamayacaklar. İşte günümüzdeki demokrat öğretmenlere, özgürlükçü TV ya da gazetelere, sosyalist kurumlara, düşünce üreten kurumlara yönelik sınır tanımaz saldırılar, AKP ve liderinin yaşadığı büyük korku halini yeterince yansıtan ifadelerdir. 

Tayyip, bu korkuyu değişik zamanlarda dile getirmekten de kaçınmadı. Son olarak gazetecilere yaptığı bir açıklamada, TOGEM kurumu üzerinden Zarrab’dan rüşvet almaktan dolayı yargılanması olasılığı yüksek olan karısı Emine’nin yargılanamayacağını söyleyen Erdoğan, bu iddiasını kendisinin “Cumhurbaşkanı” olması ile gerekçelendiriyor: “ABD hukuk sisteminde ‘egemen bağışıklık’ diye bir madde var. Buna göre devlet başkanlarının herhangi bir mahkemeye konu yapılabilmesi mümkün değil.” 

Türkiye’de Kürt milletvekillerini meclis dışına atabilmek için milletvekillerinin her türlü dokunulmazlığını ortadan kaldırıp, bu da yetmezmiş gibi kendi denetimindeki yargıya “ne işiniz varsa görün!” diye talimat veren Tayyip, devletin güvenlik kurumlarının bir yasal dayanağı olmadan cinayet işleyebilmesine kapıyı açan “dokunulmazlık” yasasını çıkaracak kadar şiddetli bir korku halini yaşamaktadır. Öyle ki, sadece “Cumhurbaşkanları” için önerilen siyasal dokunulmazlık, hem hırsızlığı yolsuzluğu içermediği için hem de Emine cumhurbaşkanı değil, cumhurbaşkanının karısı olduğu için bu yasanın ona da uygulama olanağının olmadığını unutmuş görünmektedir.

Oysa, öyle kolay olmayacak. Sadece Bilal’ıyla, damadıyla, karısıyla değil bütün suç ortaklarıyla birlikte yargılanacaktır Tayyip. Bunu biz insanlar yapamasak da, tarih kesinlikle onu Hırsızların Efendisi olarak kayda geçirecektir. 

XWE METİN AYÇİÇEK - YENI ÖZGÜR POLITIKA

Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.