APO NEDEN ÖLDÜRÜLMEDİ ?

Basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarı ile CIA: APO’yu 15 Şubat 1999’da, sağlığına herhangi bir zarar verilmemesi kaydı ile T. Cumhuriyeti devlet erkanına devlet protokolü imzalatılarak, belki de İmralı Adası’na konması da şart koşularak Ecevit Hükümeti’ne teslim etti. Tabi ki 15 Şubat 1999 günü Kürt Halkı için büyük bir felaketti. O nedenle Kürt Halkı 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana her yıl 15 Şubat gününü Kürt Halkı için kara bir gün olarak protesto ediyor. Söz konusu: Uluslararası komplo için bugüne kadar çok şey yazıldı, çizildi, çok şey söylendi, konuşuldu. Ben APO ile çok şey yazdım, konuştum ama bugüne kadar “uluslararası komplo” için ne bir şey yazdım ne de konuştum. Çünkü ben APO’yu çok iyi tanıyanlardan, üzerinde fikir yürütüp düşünenlerden ve CIA’yı da çok iyi bilenlerden birisi olarak CIA’nın APO’yu neden bu kadar korumaya aldığına hiç anlam verememiş, kendi kafamda bir yere oturtamamıştım. Ben bu konuyu çok düşündüm, ama 15 Şubat günleri daha çok: CIA APO’yu neden, Kenya’da “çatışma çıktı” gerekçesi ile katletmedi, hadi kendisi yapamadı, Türkiye devletinin katletmesini neden engelledi diye düşünüyordum, fakat çözemiyordum.

Kafamda yer eden, fakat çözüme ulaştırmadığım hiçbir konuda kesin sonuçlara varamam, o konu üzerine yazı da yazmam, hep araştırırım, söz konusu konuya ilişkin hangi ve nasıl bir olay gelişirse takip ederim, kafamda iyice çözdükten sonra yazarım ya da konuşurum. CIA’nın APO’yu neden katletmeyip, T. Cumhuriyeti devletine katledilmemek üzere imzalar alarak teslim ettiğini kafamda çözdüğüm için bu yazıyı yazdım. CIA’yı çok iyi biliyorum. En çok da devrimci liderlerin katliamları nedeniyle biliyorum. Mahirlerin, Denizlerin katliamında da CIA baş roldedir. Onları sınıf düşmanlığı, kapitalizm sosyalizm çelişkisi nedeniyle katletti. Aynı CIA Che Guevara’yı, Lumumba, Amilcar Cabral gibi Afrika ulusal devrimlerinin ulusal liderlerini de katletti. Ama APO’yu Kenya gibi bizzat CIA’nın yönettiği bir ülkede ele geçiriyor, “çatışma çıktı” diyerek katletmiyor, herhangi bir şart koşmadan da Türkiye’ye vermiyor, adeta devletler arası bir protokolle Ecevit Hükümeti’ne teslim ediyor. Ecevit de: Abdullah Öcalan T. Cumhuriyeti devletinin elindedir diye kamuoyuna açıklama yapıyor. Yapıyor ama sonrasında da defalarca: ABD’nin (bazen şaşırıp “Sayın Öcalan” da diyordu) Abdullah Öcalan’ı neden getirip bize verdiğini anlayabilmiş değilim diyordu.
Ölümüne yakın bir süreçte de zar zor yaptığı bir konuşmasında: ABD’nin Abdullah Öcalan’ı neden getirip bize verdiğini hala anlayabilmiş değilim dedi. ABD ve CIA açısından anlaşılır bir şey değildi. Bir çok APO düşmanı: CIA ajanı, bazılarına göre MİT ajanı olduğu için CIA ve MİT el ele vererek korudu, kolladılar şeklinde değerlendirdi. Hala da öyle değerlendiren çok kişinin olduğunu biliyorum. Böyle düşünenleri kâle almıyor, o nedenle üzerinde de durmuyorum.

Bana göre birinci nedeni: APO’nun yakalandığı dönem Sovyetlerin ve sosyalist sistemin yıkılmış olması ve ABD’nin tek başına, tek kutuplu dünyanın lideri konumuna gelmiş ve kendine güveninin zirvede olması. Böylesi bir dünyanın tek süper gücü, tek kutuplu ve tek sistemli lideri konumunda olması nedeni ile APO’dan korkma diye bir durumunun söz konusu olmaması. İkincisi: APO’nun 20. y. yıl liderliğinden farklı bir liderlik sergilemesi. Üçüncüsü: Yaratmış olduğu ve yönettiği örgütün sınıfsal ve ulusal bakımdan 20. yüzyıldan o güne kadarki yapıların hiçbirisine benzememesi, bilvesile gelecekte nasıl bir organize yapı ve gelecek eğrisi çizeceğinin kestirilememiş olması.Dördüncüsü: APO’nun teorik, ideolojik, kuramsal üretim bakımından 20. y. yıl liderlerinin hiçbirisinin üretim tarzına benzememesi. Beşincisi: üretmiş olduğu kuramın ne bir sınıf, ne de bir ulusun değil, bir bütün olarak insanlığın tümünün kurtuluşuna hizmet edecek bir kuram olması. Altıncısı: ABD’nin dünyanın tek yöneticisi olarak gelecekte APO’nun kuramından yararlanmayı düşünmüş olmasıdır.

Bu sonuncu belirlemenin canlı tanığı da ABD’nin Rojava ve KSF’ye duymuş olduğu ilgidir. Rojava APO’nun eseri, APO’nun evrensel boyutunu bütün dünyaya gösteren, dünya aydın, teorisyen ve kuramcılarının gündemine sokan bir fenomen olmuştur. Teorisiz pratik nasıl ki perspektifsiz bir gidişe yol açarsa, pratiksiz teori de Goethe’nin deyimi ile gri bir rengi oluşturmaktan öteye gidemez. APO’nun demokratik ulus, demokratik devlet, demokratik federasyon kuramı kelimenin gerçek anlamı ile Rojava’da gerçekleşti. Giderek Şengal’de de vücut bulmaya başladı. Türkiye’de de bizzat APO’nun yol haritası ile 7 Haziran’da gerçekleşti. 7 Haziran’da Erdoğan’ın 14 yıllık tek partili iktidar olma saltanatı yıkıldı, Kürt Halkı fiili öz yönetim ve özerk konuma ulaştı. Erdoğan can havliyle savaş silahına sarıldı. Erdoğan’ın, suya düşenin yılana sarılması misali savaşa sarılması “misilleme” gibi sünepe bir karşılık buldu.

O güne kadar APO’nun kuramı doğrultusunda Kürt Halkının fiili öz yönetim, filli özerklik ve Türkiye halklarının elde etmiş olduğu demokratik hak ve kazanımlar: APO’nun yol haritası, kuramı ve manifestosuna denk politikalar izlenmeyip, Erdoğan’ın savaş kışkırtıcılığı provokasyonuna heba edildi. O nedenle şu anda APO’nun kuramını bütün dünyaya evrensel bir kuram olarak sunan, dünya kuramcılarının ilgisini çeken, ezilen bütün halkları benimsemeye başlatan tek olgu Rojava devrimi ve onun bir ürünü olan KSF’dir. Mevcut durumda iki dünya Süper gücü (ABD ve Rusya) ABD’nin denetlediği koalisyon güçleri, İran, Suriye ve Erdoğan Türkiyesi Suriye sahasında at koşturuyorlar. Hiçbirisinin Suriye’nin geleceğine yönelik bir projesi yoktur. Suriye’nin geleceğine yönelik tek kuram ve ona denk olarak oluşturulmuş olan KSF projesi var. Söz konusu kuram APO’ya ait, proje ise Rojava devriminin APO’nun kuramına denk bir şekilde oluşturduğu KSF projesidir. APO’nun kuramı ABD’nin de, Rusya’nın da reddetmediği bir kuramdır. Tersine, her iki süper güç de Suriye sorununu çözmek için uygulayacakları başka bir kurama sahip değiller.

Suriye sorununu çözmeye tek aday kuram APO’nun kuramıdır. O nedenle her iki süper güç de APO’nun kuramına oynuyorlar. Erdoğan Türkiyesi’nin, bütün gücü ile her iki süper güç nezdinde de yapmaya çalıştığı düşmanca politikaya rağmen ABD ile Rusya SDG üzerinde politika yapmaya, Suriye sorununa o bağlamda yaklaşamaya çalışıyorlar. Erdoğan Türkiyesi giderek Suriye sahasından dışlanırken APO’nun kuramına dayalı PYD politikası, üzerinde tartışılan tek politik belge haline geliyor. Çünkü çözüm üreten tek politika PYD politikası. ABD ve Rusya Türkiye’nin baskısı karşısında bir ara PYD’yi Cenevre toplantısına katmayarak, Astana toplantılarının dışında bırakarak dışlanmayı denediler. Olmadı, gitmedi, yapamadılar. Tekrardan Erdoğan Türkiyesi’ne rağmen tekrardan PYD’ye döndüler. ABD özellikle Erdoğan Türkiyesi ile bozuşmak pahasına, PYD ile partner olma politikasına ağırlık verdi. APO’nun kuramının yaratmış olduğu Rojava: APO’nun kuramını, başta süper güçler olmak üzere küresel güçlerin alayına benimsetmiş durumda. Bilvesile APO’nun kuramı Rojava’da, Goethe’nin deyimi ile: Hayatın yemyeşil canlı metabolizmasına dönüştü.

Dolayısı ile Merhum Bülent Ecevit’in “hala anlayabilmiş değilim” dediği, benim ise: CIA, APO’yu neden öldürmedi de korumaya aldı diye düşündüğüm şey böylece aydınlanmış oldu. ABD o zamanlarda dünyayı tek başına yöneten güçtü. “Ilımlı İslam” teorisini hayata uyarlamanın pratik öğesi olarak düşündükleri ve BOP’un eş başkanı yaptıkları Erdoğan projesi diye bir projenin hazırlığı içindeydi. ABD’nin komplo teorisi dahil, her türden teori ve kuram üreten binlerce komisyonu var. Bu bağlamda bölge için gereksinim duyacağı bazı rezervlere tedbir olarak ihtiyaç duyacağını düşünmüşlerdir. APO’nun demokratik ulus, demokratik devlet ve demokratik federasyon kuramını incelemiş olan ABD teorisyenleri, bu kuramın Ortadoğu sorununu çözecek tek kuram olduğunu mutlak bir şekilde görmüşlerdir. ABD ve CIA, APO’nun bu kuramını benimsemese de Ortadoğu bölgesinin sorunlarını çözecek tek kuram olduğu konusunda yapacakları fazla bir şeyin kalmayacağını görmüşlerdir. Zaten şu durumda beğenseler de, beğenmeseler de Suriye ve Ortadoğu sorunlarını çözecek tek kuram APO’nun kuramıdır.

Aslında sadece bölge için değil, tarihsel ve toplumsal sürecini doldurmuş olan burjuva ulusçuluk, yani ulusal modernizenin yerine konması bakımında da insanlığın gereksinim duyacağı bir kuramdır. Bu gerçeği ABD de, Rusya da görüyor fakat Erdoğan Türkiyesi göremiyor. Gelecekte onun da göreceğine kuşku yok fakat belki iş işten geçtikten sonra… CIA bu nedenlerle APO’yu öldürmedi, yaşaması için çaba gösterdi.

Teslim TÖRE
MEZOPOTAMİA NEWS 

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.