Öne Çıkanlar KANDIL IŞİD AKP CHP Irak

Bu haber kez okundu.

Cahit Mervan: Algı operasyonlarıyla çöküşü önlemek mümkün değil

TC başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş beklide yakın bir gelecekte kayyum atayarak el koyacakları Hürriyet gazetesine  “Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım’’ türünden bir açıklama yaptı. Ve ‘’şimdi bunları tamir ediyoruz, düzeltiyoruz’’ diye de ekledi.  Kurtulmuş’un bu ‘’yeni çıkışı’’ havuza medyasında da bir takım tepkilere de neden oldu. 2012 yılında hangi pazarlıklar sonucu Has Parti’nin genel başkanlığını bırakarak, arkadaşlarını ve o güne kadar söylediklerine ihanet ederek AKP ‘ye katıldığı bilinmeyen Kurtulmuş’un bu son çıkışının esas hedefinin eski başbakan Ahmet Davutoğlu olduğu dillendirildi. Hatta Davutoğlu’na yakın havuzun bazı kalemleri Kurtulmuş’un açıklamalarını ’’belden aşağı vurmak’’ olarak dahi nitelendirdiler.

ELİ KANLI DİKTATÖRÜ TEMİZE ÇEKME ÇABASI

Şuan Erdoğan’ın en has adamlarından olan DYP’den ‘’transfer’’ ettiği, Mehmet Ağar’ınyetiştirmesi Süleyman Soylu’dan farklı olarak ‘’yumuşak yüzlü’’ Numan Kurtulmuş’unböylesi bir açıklama yapması için birçok neden söz konusu. Yani başına taş düştüğü için veya gecesinde rüyasında gördüğü için bu açıklamayı yapmıyor. Zaten açıklama Hürriyet adlı gazetenin yeni göreve başlayan Ankara temsilcisine ‘’özel ziyaret’’ esnasında yapılıyor. Yani başı sonu düşünülerek yapılmış bir açıklama olarak görmek gerekiyor. 

Erdoğan’ın her çöken politikayı ve her kötülüğü bir başkasına fatura ettiği biliniyor. Hakkını yememek lazım, bu konuda hayli başarılı. Kendisi yaptığı kötülükleri yapmamış, yapmadığı iyilikleri ise yapmış gibi gösterme becerisini gösteren dünyadaki çok az sayıda ender sahtekârlardan birisi olduğunu söylemek ve hakkını teslim etmek lazım. 

Erdoğan’ın ikinci ve beklide en önemli özelliği ise her diktatörde olan en yakınındakini kurban etme özelliğidir. Zaten bu bir Osmanlı geleneğidir. Bilmem kaç yüz yıl süren o koca İmparatorluk döneminde neredeyse eceli ile ölen, tek bir padişah, sadrazam, vezir ve şehzade yok gibidir. En yakınları tarafından vahşice ortadan kaldırılmışlardır. Tahta geçecek diye kundaktaki bebeklerin dahi çuvala koyulup Marmara Denizi’nin sularına bırakıldığı bir sır değil. Osmanlının kanlı mirası üzerinde şekillenen TC’de de bu sıkça rastlanan bir uygumladır. Suikastlar, komplolar ve ayak oyunları bu rejimin nerdeyse en belirgin özelliğidir. Başbakanı, dişleri bakanını ipte sallayan, cumhurbaşkanına suikast yapan veya tıpkı Ecevit’e yaptıkları gibi iğne vurup hastaneye kaldıran bir rejimden neler beklenmez ki? 

Kaldı ki bu tür komplo ve cinayetlerin alasını 15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrası canlı olarak izlendi. Kimin kime darbe yaptığı dahi anlaşılmadan yüzlerce kelle uçuruldu, binlerce, on binlerce insan-ki bunun önemli bir bölümü Erdoğan’ın yakın çalışma arkadaşlarıydı- tasfiye dildi. 15 Temmuz’a kadar olan ne kadar kirli ve kanlı iş varsa bu kellesi vurulanlara fatura edildi. Bunun için Türkiye tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar yaygın ve kirli bir algı operasyonu yapıldı. 

Elbette ki çöken ve tükenen, tümüyle bir açmaza dönüşen Suriye politikasının da birilerine fatura edilmesi gerekiyor. Gerekecek. Burada en güçsüz ve doğru adresin ise Ahmet Davutoğlu olduğu görülüyor. Nede olsa Davutoğlu ‘’stratejik derinlik’’ adlı politikanın patentine sahip. Düşürülmüş bir başbakan. Her an Fethullah Gülen networkunun bir üyesi, yani ‘’FETÖCÜ’’ olarak suçlana bilinir. Hatta bundan dolayı tutuklanıp, cezaevine konulabilinir. 

Kurtulmuş ‘’Suriye politikamız başından beri yanlıştı’’ diyerek aslında Erdoğan’ın insanlığa karşı işlediği onca suçtan kurtarabileceğini, olup-biten bütün kötülükleri Davutoğlu’nyazdırabileceğini düşünüyor. En azından Türk kamuoyunda böylesine bir algı oluşturmayı hesaplıyor. Ancak dünya iletişim sayesinden çoktan bir köye dönüşmüş durumda. Herkes neyin ne olduğunu az çok biliyor. Bu nedenle ilk söylenecek şey şudur: varsa bir yanlış-ki kökü yanlıştır- hepiniz o yanlışın ortağısınız. Kurtulmuş’un aklınca kurtarmaya ve temize çekmeye çalıştığı Recep Tayyip Erdoğan bu işin bir numaralı sorumlusudur. Er veya geç Suriye’de, Kürdistan’da işlediği suçlardan dolayı yargılanacaktır.  

TC’NİN SURİYE POLİTİKASI BUGÜN DÜNDEN DAHA YANLIŞTIR

Öte yandan Kurtulmuş bu açıklamayla başka bir kuş daha avlamak istiyor. Sanki dün yanlış yapıyorlardı, bu gün imana gelip doğru ve iyi şeyler yapmaya çalışıyorlarmış gibi bir hava oluşturmak istiyor. 

Bu külleyen yalandır. 

Erdoğan yönetimi-ki buna Davutoğlu, diğer askeri ve siyasi aktörlerde dâhildir- başından itibaren Suriye’de halkların haklarına saygı gösteren, barış ve diyalog için çaba sarf eden bir politika yürütmediler. Tam aksine komşunun evine düşen ateşi harlandırmak için ellerinde ne varsa döktüler. Esas amaçları da, politikalarının özünü de Kürtler bir statü elde etmesin üzerine kurdular. Yani hiçbir şekilde demokratik-çoğulcu bir Suriye için çaba sarf etmediler. Bunun tam aksi istikametinde, yıkıcı ve kanlı bir politika izlediler. 

Erdoğan daha 2011 yılının Ağustos ayında yaptığı bir konuşmada ‘’Suriye bizim iç meselemizdir’’ diyordu. Bir yıl sonra ise Kürtleri hedef alarak, Rojava’da ortaya çıkan özgürlük ortamını bertaraf edecekleri tehdidini savurarak  ’’eyvallah diyeceğimiz yok’’ diyordu. Daha sonra aynı yıl içinde ve sıkça tekrarlayarak Federal Kürdistan’ı kast ederek, ‘’Kuzey Irak’ta düştüğümüz yanlışlığa Kuzey Suriye düşmeyeceğiz ve buradaki oluşuma müsaade de etmeyeceğiz’’ diyecekti.  

İşin esası budur. 

Bunun için her türlü kirli yönteme, savaş oyununa, sabotaja başvurdular. Her türlü ittifakı mubah saydılar. Erdoğan ve adamları Kürtlerin önünü kesmek için ilk önce El-Nusra, DAİŞ gibi çeteleri desteklediler. Ancak bu politika 2014’un sonu ve 2015 yılının başında Kobanêdirenişiyle çöktü. Bu aslında ’’stratejik derinliğin’’de çöküşüydü. 

KÜRT DÜŞMANI POLİTİKAYI DERİNLEŞTİRİYORLAR

Bu nedenle bugün Erdoğan’ın eskiye nazaran izlediği Kürt düşmanı politikada bir esneklik var mı? Asla. Daha çok Kürt düşmanı bir politika izliyor. Öyle ki 21. yüzyılın Dehak’ı gibi tüm Kürtlerin kanını içse doymayacak gibi. 

Ancak geçmişin aksine bu stratejik hedefe ulaşmak Kurtulmuş’un ‘’düzeltiyoruz’’ dediği iki temel ’’hamle ‘’ yaptılar. Suriye rejimi ile görüştüler. Buna mukabil Rusya ile arayı düzeltmeye çalışıyorlar. Irak merkezi hükümeti ile yaşadıkları Beşika krizinden sonra oraya da ‘’eyvallah’’dediler. Mısır’ın darbeci generali Sisi ile görüştüler. İsrail ile Mavi Marmara meselesini bizzat kendi kanlarını dolar karşılığı satarak hal ettiler!

İkincisi ise Kürtlerin elde ettikleri kazanımları ortadan kaldırmak için çözüm sürecini yıktılar ve fili olarak ordularını Rojava ve Kuzey Suriye topraklarına soktular. Düzelttik dedikleri şey daha çok kan akıtmak ve savaş politikası oldu. Bunun Türkiye’ye faturası ise ortadadır. Daha da olacak. Başkasının camını kırarken kendi evinin camının olduğunu unutan tüm işgalciler gibi ağır bir fatura ile karşı karşıya kaldılar. Kalacaklar. 

Şimdi bunu sıfırlamak, mümkünse yıkıcı etkilerini kamuoyundan gizlemek istiyorlar. Numan Kurtulmuş’un ‘’Suriye politikası başından itibaren yanlıştı’’ açıklamasını bu aspekte okumak gerekiyor. Şimdi içine düştükleri bu bataklığın faturasını devrik bir başbakana çıkarmak istiyorlar. Öte yandan Suriye’de saplandıkları bataklığı Türk kamuoyuna bir cennet bahçesi gibi sunarak savaş ve işgal politikaları için daha çok destek peşindeler. İstiyorlar ki tıpkı soğuk savaş yıllarında olduğu gibi bütün dünya bu ırkçı ve işgalci ekibin Kürt düşmanı politikasını hoş görsün, destek versin ve yanlarında yer alsın. Tüm çabaları bunun içindir. Düzeltmeye çalıştıkları şey içine düştükleri derin yalnızlıktan kurtulmak ve herkesi Kürt düşmanı politikada buluşturmaktır. Bugün, dün kanlı-bıçaklı oldukları herkesle arayı düzletme çalışmaları başından beri Suriye ve bölgede izledikleri anti-Kürt politikanın bir devamıdır. Yani orta ne geçmişin doğru-dürüst bir muhasebesi, ne de bu Kürt ve halklar düşmanı politikadan dönüş için bir durum var. Olan şey Kürt duvarına toslayan ’’stratejik derinlik’’ adını verdikleri kirli ve bir o kadar da kanlı siyasetin kendileri açısından yıkıcı sonuçlarını aza indirmek, Kürtlerin her bakımdan önünü kesmek için eski anti-Kürt ittifakları yeniden canlandırmaktır. 

Ancak içte medya eliyle yarattıkları algının aksine bu çaba ve girişimlerin Türk devletinin arzuladığı biçimde sonuçlar doğurması zor görünüyor. Erdoğan ve ekibini, dolaysıyla Türk devletini bekleyen çok fazla alternatif yok: Ya başından beri yanlış olan, kirli ve kanlı, özü itibariyle de Kürt düşmanı politikalarına devam edecekler, bunun ortaya çıkardığı, çıkaracağı ağır bedellerle-buna bölünme ve parçalanmada dahildir- karşı karşıya kalacaklar. Ya da gerçek manada içine düştükleri bu hazin durumdan çıkış için Kürt düşmanı politikayı terk edecek, Kürtlerin bütün dinamikleriyle, başta da Kürdistan Özgürlük Hareketi ile tekrardan görüşme ve müzakere masasına geri dönecekler. 

Bunun dışında başka bir yol yok. Yoksa algı operasyonlarıyla, psikolojik savaş söylemleriyle içine düştükleri bu ’’değerli yalnızlıktan’’ çıkamazlar. Çıktıklarını sanırlar, battıkları halde.

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.