Cahit Mervan: Erdoğan, soydaşı Türkmenbaşı’nın izinden gidiyor

Cahit Mervan

Cahit Mervan: Erdoğan, soydaşı Türkmenbaşı’nın izinden gidiyor

AKP’nin ilk iktidar yıllarında böyle bir şey söylemek ayıpla eş değerdi. O günlerde yani 2002 sonrası AKP Türkiye’de Kürtler dışında değişimin tek adresi olarak görülüyordu. Recep Tayyip Erdoğan ise Kasımpaşa’dan bir ‘’halk çocuğu’’ olarak gelmiş, inançlarından ve hayat tarzından dolayı mağdur edilen geniş bir kesimin sözcüsüydü. Kemalist, Ergenekoncu kesimlerin dışında AKP ve Erdoğan’a herkes sempatiyle yaklaşıyordu. Liberaller, Gülen Cemaati AKP ve Erdoğan’a toz kondurtmuyorlardı. 

Benzeri bir hava Avrupa Birliği çevrelerinde, özellikle sosyal demokrat ve yeşil-sol partilerde egemendi. Batı basını bir bütün olarak Erdoğan’ın arkasında duruyordu.  Öyle ki şuan Erdoğan’a ateş püsküren bazı siyasetçiler, Erdoğan’ın uyguladığı politikaları makul şekilde eleştiren Kürtleri bırakın dinlemeyi, tersliyorlardı. Hatta Kürtler ‘’gidin AKP’ye katılın’’  diyorlardı. 

   

Neyse, köprünün altından çok sular aktı. Erdoğan her seferinde kısıtlı demokratik olanakları kullanarak sandıktan birinci çıktı. Gücünü korumakla kalmadı.  Her seferinde ‘’mağdur edebiyatı’’ ile gücüne güç kattı. 

En son 2014 yılında yüzde 52 ile ilk turda cumhurbaşkanı seçildi.  7 Haziran 2015 seçimlerinde partisi tüm çevrilen dolap, hile, sahtekârlık ve izlenen gerginlik politikasına rağmen, yüzde 40’ın altında kaldı. Tek başına hükümet kuracak çoğunlu yakalayamadı. Erdoğan cumhurbaşkanı olarak ülkeyi zoraki seçime götürdü. Savaş başlattı. Çözüm masasını bu kez yerle bir etti. Ve partisini sandıktan yüzde 49.7 ile çıkarttı. 

Normalde bu sonuçlardan mutlu olması gerekirdi, değil mi? Hatta bu kadar bir gücün elinde toplanmasında rahatsız olması gerekirdi. 

Nefsi küçük yüreği büyük insanlar böylesine güç elde ettikleri zaman başları dönmez, ihtirasları depşirmez. Ama görgüsüz, iştahı kabarık, her gördüğü şeye elini uzatıp almak isteyenler için bu güç tehlikeli bir silaha dönüşür. En kestirmeden söylersek ‘’güç zehirlenmesi’’ yaşarlar. İflah olmazlar. Daha çok, daha çok güç ve iktidar isterler. İstediklerinin bir sınırda yoktur. 

Erdoğan bu konuda tek örnek mi? 

Elbette ki hayır! 

Saddam Hüseyin, Hüsnü Mübarek, Hafız Esat, Kenan Evren ilk akla gelenler… Hepsi de yüzde 80 bilemedin yüzde 90 ile seçildiler.  

En yakın örnek ise Türkmenistan’dan…

Geçenlerde-birkaç gün önce-Türkmenistan’da devlet başkanlığı seçimleri yapıldı. 

Ne seçim ama! Erdoğan’ın hayalindeki bir seçim gibi… 

2007 yılından beri devlet başkanı olan GurbanguluBerdimuhammedov oyların yüzde 97.69'u alarak yeniden başkan seçildi. 

Yanlış okumadınız adam sandığa gidenlerin-ki katılım yüzde 96 olduğu belirtiliyor-yüzde 97.69'nun oyunu almış. 

Bir kırt daha gitseydi eğer yüzde yüzü tamamlayacaktı. Oy vermeyen yüzde 2. 31’in kimler olduğu ise gerçekten merak konusu. Büyük ihtimalle bu kendi bilmez grup araştırılıyordur!

Berdimuhammedov’dan önce Türkmenistan devlet başkanı Saparmurat Niyazov’du. O da neredeyse yüzde 90 gibi bir oyla seçilmişti. 

Enteresan bir kişiliği vardı. Megaloman kavramı bu ‘’Türk büyüğünü’’ nitelemeye yetmediği için es geçiyorum. Bu işi psikriyatistlere bırakıyorum. 

Sovyetler Birliği çökmeden önce Niyazov Türkmenistan Komünist Partisi birinci sekreteriydi. Ne komünist ama!

Sistem çökünce bu konumunu-birçokları gibi- akıllıca kullandı.  1990 yılında yapılan başkanlık seçimlerini kazandı. Hızlı bir şekilde soyadını değiştirerek ‘’Türkmenbaşı’’ yaptı. 

Bununla kalsa iyi, ‘’adamcağız ne yapsın komünist rejimde istediği soyadını kullanamadığı için bu değişikliği yapmıştır’’ der ve geçerdik.   

Ama öyle değil: 

Orta yaş kanunu çıkarttı. Kendisini ‘’genç’’ ilan etti. Adının kentlere, havaalanlarına, tren garlarına, dağ ve ovalaraverilmesini sağladı. En küçük kasabanın meydanında bile heykelini diktirdi. Bu konuda Atatürk’le yarıştığı dahi iddia edildi. 

Hızını alamadı 2000 kişiden oluşan Türkmenistan Halk Konseyi’nde hiçbir itiraz olmadan yılın ay ve günlerinin ismini değiştirdi. Kendi ve anneannesinin adını, aylara verdi. 

Mesele Ocak ayı ‘’Türkmenbaşı’’, Nisan ayı ise anne annesinin isimi olan ‘’Kurbansultan Ece’’ oldu. Pazartesi’ni ‘baş’ , Salı’yı ‘gençgün’, Cumartesi ‘ni ‘ruhani gün’ ve Pazar günü ise ‘dinlenme’ olarak ilan etti. 
   

Türkmenbaşı bir yasa çıkararak kendisini ömür boyu Türkmenistan’ın devlet başkanı ilan etti. 

O da her diktatör gibi ölümcül bir dünyada yaşadığını unutarak yaptı bütün bunları. Gün geldi. Azrail kapısını çaldı. Ve öldü. İhtirasları, doymak bilmez hırsları, kocaman heykelleri, adı, sanı, parası, pulu, sarayı ölüm karşısında artık bir hiçti.  

Ama ‘’hiçi’’ başka bir ‘’hiç’’ takip etti. 

Onun yerine gelen Berdimuhammedov ilk önce yüzde 89.23 ile başkan seçildi. En son ise yüzde yüze yakın oy aldı. 

Acaba bu halkın bir teveccühü müdür diktatörleri seçmek ?

Orasını bilemem. ,

Ama gidişatın Türkmenistan için hiçte iyi olmadığını söyleyebilirim. Gücün tek bir kişinin elinde toplandığı ülkelerin hali ortada… Irak, Suriye, Mısır, Libya, Mali ve daha niceleri…

Bir gün Türkmenistan’da iç savaş başladı diye bir haber duyarsak hiç şaşmam. Mutlak iktidar her zaman ülkeye yıkıntı getirir. Şaşmaz kural budur. 

Şimdi Erdoğan 2002 yılında ele geçirdiği iktidarı tıpkı  ‘’soydaşım’’  olarak adlandırdığı Türkmenbaşı gibi bırakmak istemiyor. Onun izinden gidiyor. 

Her şeyi kendisine göre düzenliyor. Yasa, yürütme, yargı onu emrinde olmalı. Parlamento onun dediklerini onaylamalı. Basın’ın gıkı çıkmamalı. Üniversiteler onu alkışlamalı. Yollar, köprüler, evler, sokaklar, kasabalar, şehirler, yer-gök, doğan güneş, batan ay onun olmalı. Referandumda ‘’hayır’’ diyenler yok edilmeli. Dikensiz yüzde yüzlük bir gül bahçesi olmalı. Erdoğan yeni İslam halifesi olarak, ailesiyle bu dikensiz gül bahçesinde sonsuza dek, hatta mümkünse ölmeden, kara toprağa düşmeden yaşamalı…

Gerisi mi? 

Hangi diktatör gerisini düşünmüş ki, Erdoğan’da düşünsün… 


Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.