Cahit Mervan: Kürdistan'daki ''hayır''ın ağırlığı

Türkiye 16 Nisan'da ''referanduma'' gidiyor. Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin dayatması sonucu meclisten geçirilen ''mini'' anayasa paketi sözüm ona halkoylamasına sunulacak.  Anayasa paketine ''hayır'' diyenlerle, onunun mutlak süratle sandıktan ''evet'' oyu almasını isteyenler her bakımdan eşit koşullarda yarışmıyorlar. Erdoğan ve ekibi sandıktan evet çıkarmak için sadece devletin tüm olanaklarını kullanmıyor. Hayır diyenler üzerinde tam bir terör estiriyor.  Öyle ki elinden gelse bütün hayır oyu verecekleri tutuklayacak.  Elinde bulundurduğu dev medya aparatıyla da inanılmaz bir psikolojik savaş yürütüyor.  Irkçı ve milliyetçi söylemlerin, çıkış ve palavralarının dozunu  artırıyor. 

Buna rağmen Erdoğan ve adamları tedirginler. Huzur içinde değiller. Her şeye rağmen sandıktan ''hayır'' çıkma ihtimalini görüyorlar veya en azından çok az bir farkla ''evet'' çıkması halinde daha ilk andan itibaren meşruluğu tartışılan referandum sonuçlarının daha tartışmalı hale geleceğinibiliyorlar. Ama kişisel ve siyasi bekalarını artık bu referandumun sonuçlarına mahkum etmiş durumdalar. 

Bu nedenle şuan ''evet'' çıkması için baş vurdukları hile, sahtekarlık, psikolojik savaş ve teröre yeni halkalar ekleyebilirler. Hiç birimizin aklının ucundan dahi geçmeyecek çılgınlıklar yapabilirler. Açıkçası her yerde kan dökebilirler. Zaten bunun işaretini de verdiler. Düzce'de iki genci ellerinde silahla sokağa saldılar. Ve bu görüntüyü bilerek sosyal medya üzerinden yayımladılar. Amaç çok açık: Önümüze çıkan herkesi vururuz.

Şunu söylemek yerinde olur: Bu referandumun sonuçları ne olursa olsun Türkiye'yi istikrar beklemiyor. Mevcut ekonomik ve siyasi krizi derinleşecek. Bunun temelinde ise çözülmemiş Kürt ve Kürdistan sorunu var. Kürtlerle barış ve müzakere yerine savaşı tercih eden, bu savaşı sınırlarının ötesine yani Rojava Kürdistan'ı ve Suriye'ye taşıyan bir ülkede istikrarın olmasını beklemek saflık olur. 

Ancak referandumdan hayır çıkması çılgınlığa dönüşen, esasını ise Kürt düşmanlığının oluşturduğu bu politika kaybetmiş olacak. Irkçı-milliyetçi kodlar üzerinden şekillenen mevcut Ankara rejiminin darbe alması demokrasiyi getirmeyecek, Kürt ve Kürdistan sorununu çözmeyecek, ama belki onun kapısını açacak.  Erdoğan ve adamlarının çılgınlıklarına fren olacak. 

Tamda bundan dolayı Anayasa referandum sonuçlarının Türkiye genelindeki ağırlığı ile Kürdistan'daki ağırlığı farklılık taşıyor.  Çünkü bu referandum aynı zamanda Erdoğan'ın savaş politikasının oylandığı bir referandum olacak. En azından Kürtler ve Kürdistan için bu böyle okunacak. 

Türkiye genelinde sonuçlarının ''hayır'' veya ''evet'' çıkmasından bağımsız olarak herkesin gözü Kürdistan'daki sonuçlarda olacak. Kürdistan'da ''hayır'' oylarının oranı aynı zamanda Kürtlerin kendi geleceklerini belirleme hakkı konusunda ne kadar kararlı olduklarının bir göstergesi olarak okunacak. Referandum ne kadar zor, baskı ve anti-demokratik koşullarda yapılırsa yapılsın, ne yazık ki dünya bunu böyle okuyacak. Ankara'da, bölgedeki Kürdistan sorunu ile yakın ilişkisi olan güçlerde bu sonucu bir parametre olarak kabul edecek.  

Bu nedenle Türkiye genelinde ırkçı-tekçi anayasa paketinin ret edilmesi, sandıklardan ''hayır''ın ''evet''e karşı üstün gelmesi tek başına savaşı durdurmaya ve diyalog kapısını aralamaya yetmeyecek.  Bunu Kürdistan'daki sandıklar belirleyecek. 

Yani Kürdistan'da ''hayır'' oylarının yüksek çıkmasının hem güncel pratik sonuçları olacak, hem de tarihsel süreç üzerinde etkisi olacak.  Faşist ve Kürt inkarına dayanan bu anayasaya ''hayır'' demek Kürtler açısından aynı zamanda güçlü bir barış, diyalog ve çözüm mesajı olacak. Öte yandan Kürtlerin Türkiye'nin siyasi sınırları içinde özerk, özgür bir Kürdistan taleplerinin ifadesi olacak. Yani Kürtleri ve Türk olmayan diğer ulusal ve inanç topluluklarının ret ve inkarı üzerine şekillenen anayasa gerçek manada bir veto, yani kırmızı kartgörecek.       

Erdoğan ve rejimin, AKP-MHP cuntasının esas korkusu Türkiye genelinde çıkacak ''hayır'' oranının yüksekliği değildir. Kürdistan'daki ''hayır'' oylarının yüksekliğidir. Dikkat ederseniz en çok konuştukları şey budur. 

Günlerdir ''HDP seçmeni ne yapacak'' diye atıp tutuyorlar. ''Yok HDP seçmeni partisinde uzaklaşmış, kırgınmış, bu neden ya sandığa gitmeyecek yada 'evet' verecek'' türünden bir propaganda yapmaktalar.   

Her şeyden önce şunun altını çizmek gerekiyor ki, mesele ''HDP seçmeni'' ile sınırlı bir mesele değildir. Kürdistan'da HDP'in ağırlıklı birinci parti olması bunu değiştirmez. Mesele bütün Kürtleri yakinen ilgilendirmektedir. 

İkincisi; HDP seçmeninin partisine kırgın olduğu veya uzaklaştığı tamamıyla bir şehir efsanesidir. Eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, binlerce üye ve çalışanı tutuklanan, her gün gözaltı ve operasyonlarla üzerinde terör estirilen, havuz medyasının en aşağılık psikolojik  savaşına maruz kalan bir parti halen ayakta ve söz söylemeye, direnmeye devam ediyorsa, bu onun var olan milyonlarca seçmeni sayesindedir. Esas ölçü budur. Kaldı ki HDP'ninseçmen tabanı daralmamış, genişlemiştir. AKP'nin anketlerinde dahi HDP yüzde 10'un üzerindedir. 

Kaldı ki Kürdistan'daki HDP seçmeninin varsa bir ''kırgınlığı'' bu bir ''iç'' meseledir. Bunu referandumla ilişkilendirmek ve buradan bir takım sonuçlar çıkarmak bilerek veya bilmeyerek retçi, ırkçı-faşist anayasa taslağına ''evet'' demek olur. 

Üçüncüsü ve en önemlisi hem HDP'nin seçmeni ve hem de HDP'ye oy vermemiş Kürdistanlılar meseleye havuz ve merkez medyanın yaratmak istediği ''HDP meselesi'' üzerinden bakamazlar. Bu hepimizin sorunudur. 16 Nisan'da yapılacak olan ne genel nede yerel seçimlerdir. Kürdistan'da sandıktan çıkacak ''hayır'' oylarının yüksekliği veya azlığı şu veya bu partiye yazılmayacaktır. Ama bütün Kürtlerin siyasi geleceğini etkileyecektir. 

Yani bu referandumla Kürtler-ki bu konuda farklı çözüm modelleri önerler var, olmalıdır da- bir anlamda kendi geleceklerini belirleme hakkı için sandığa gidecektir. Bu sorun en geniş anlamda HDP'li seçmeni ilgilendirdiği kadar şu veya bu nedenden dolayı geçmişte AKP'ye oy vereni hatta herhangi bir seçimde oy verecek olan sıradan Kürdü de ilgilendirmektedir. 

Parti, siyasi görüşten bağımsız olarak hiç bir Kürt, Kürdistanlı bu referandumda ''evet'' oyu kullanamaz. Bunun ahlaki, vicdani gerekçesi olmadığı gibi siyasi sonuçları da herkes için ağır olacaktır. Vebali büyüktür. 

Bu nedenle Kürdistan'da referandum kampanyası herkesi, toplumun bütün kesimlerini, sınıf ve grupları, hangi parti seçmeni olduğundan bağımsız olarak mümkün olduğunda ortak yürütülmelidir. Kürdistan bu referandumda Türk medyanın psikolojik savaşına bakmadan sandığa güçlü katılım sağlamalı ve açıkça ''hayır'' diyerek özgürlük, eşitlik, demokrasi ve elbette ki barışı dile getirmelidir. 

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.