Cahit Mervan: Trump’ın Rojava ve Suriye politikası belirginleşiyor

Bildergebnis für cahit mervan

Fırat’ın Gazabı Hamlesi'nin üçüncü aşaması başladı. Yapılan açıklamada bu hamle ile DAİŞ’in ‘’başkent’’ olarak ilan ettiği Rakka’nın tümden kuşatılması amaçlanıyor.  Demokratik Suriye Güçleri(QSD)’nin öncülüğünde yürütülen harekete ABD’nin başını çektiği DAİŞ karşıtı koalisyonda destek veriyor. 

Rakka’nın özgürleştirilmesi için ilk hamle başlamadan önce Türk devleti tıpkı Musul operasyonunda olduğu gibi ‘’bir kaşık suda fırtınalar’’ koparmıştı. Öyle bir hava estirdiler ki sanki Musul’da, Rakka’da onlardan habersiz kuşlar bile uçamaz.  Erdoğan tehditler savurdu. YPG-YPJ güçlerinin bel kemiğini oluşturduğu QSD güçlerinin Rakka’ya ilerlemesine şiddetle karşı olduğunu açıklayıp durdu. Hatta kısmen ABD yönetimini, DAİŞ karşıtı koalisyonu bu söylem ve çıkışlarıyla meşgul etti.  

ERDOĞAN’IN TEHDİTLERİ BOŞ ÇIKTI

Türk ordusunun DAİŞ’le danışıklı şekilde Carablus’tan başlayarak Suriye’nin ‘’Kuzeyinde’’ o meşhur 98 km alanı işgal etmeye 24 Ağustos 2016 günü başladı. Ve çok kısa bir zaman dilimi içinde ‘’büyük başarı!’’ sağlayarak El-Bab’a dayandı. Recep Tayyip Erdoğan çok yüksek perdeden konuşuyordu. Hatta ‘’El-Bab’ı cepte bilin’’ dahası var diyordu. Erdoğan  ‘’Fırat Kalkanı’’ adı verinle işgal harekatının ikinci ayında esas derdinin Kürtler olduğunu gizleme gereği duymadan “El Bab’ı DEAŞ terk edecek, ondan sonra Menbiç ve Rakka’ya yöneleceğiz’’ diyordu. Meseleyi ABD başkanı Barack Obama ile de görüştüğünü belirtiyor ve şu iddialı çıkışı yapıyordu: 

‘’PYD’nin Rakka’da bir egemenlik alanı oluşturmasına ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceğiz. ABD’ye ‘Suriye Demokratik Güçleri perdesi altında PYD’nin Rakka’ya girmesine müsaade etmeyin, biz size gerekli kuvveti hazırlarız’ dedik.” 

Erdoğan bu açıklamayı 27 Ekim günü yaptı. Erdoğan’ın bu tehditleri sadece Türkiye’de alıcı buldu. Elinde bulundurduğu dev medya gücü ile kamuoyunu, taraftarlarını savurduğu tehdittin gerçekte hayat bulacağına inandırdı. Erdoğan’ın ‘’müsaade etmeyin’’ diye ABD’ye çağrı yaptığı günlerde ise Rakka’yı DAİŞ’ten özgürleştirme operasyonunun, yani daha sonra adı Fırat’ın Gazabı olarak açıklanacak olan herektin eli kulağındaydı.  

Keza Fırat’ın Gazabı Erdoğan’ın bu tehdidinden yaklaşık 10 gün sonra başladı. Fırat’ın Gazabı Harekatı’nın ilk hamlesi Kasım ayının ilk haftasında, ikinci aşaması ise 10 Aralık’ta başlamıştı. Her iki hamlede başarıyla sonuçlandı. Yüzlerce yerleşim yeri DAİŞ işgalinde kurtarıldı. DAİŞ’in can damarları ağır darbe aldı.   

FIRAT’IN GAZABI HAREKATININ ZAMANLAMASI ÇOK ŞEY SÖYLÜYOR

Fırat’ın Gazabı Harekatı başladığı zaman Barack Obama halen ABD başkanıydı. Hatta Obama Rakka’nin özgürleştirilmesini sağlayarak Demokratların başkanlık seçimlerinde elini güçlendirmek istediğini ileri sürenler vardı.  Elbette ki Rakka ABD başkanlık seçimlerinden önce özgürleştirilmiş olsaydı bu Demokratların hanesine birkaç artı puan olarak dönecekti.   
ABD başkanlık seçimleri 8 Kasım 2016’da yapıldı.  Demokratların adayı  Hillary Clinton Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’a karşı yaklaşık olarak 1 milyon 300 bin oy fazla almasına rağmen ‘’direk’’ olmayan seçim sisteminden dolayı kaybetti. Trump yeni ABD başkanı seçildi. Fırat’ın Gazabı hamlesi ise seçimlerden sadece iki gün önce başlamıştı. Buda Rakka’nın özgürleştirilmesiyle ABD başkanlık seçimleri arasında ‘’doğrudan’’ bir ilişkinin olmadığını gösteriyordu. Trump seçimi kazanması dünyada şaşkınlığa yol açtı.     

ABD yönetimindeki bu ‘’radikal’’ değişiklikten dolayı o günlerde en çok merak edilen şey Obama yönetiminin destek verdiği Fırat’ın Gazabı hamlesi akamete uğrayacak mı? Yeni ABD yönetimi QSD güçleriyle var olan işbirliğini devam ettirecekler miydi? 

Trump yine ABD seçim sisteminden dolayı hemen göreve başlamadı. Seçimlerden yaklaşık iki buçuk ay sonra, her zaman olduğu gibi yeni yılının 20 Ocak’ında yemin ederek göreve başladı. 
Bu ‘’ara’’ dönem bazı politik gözlemciler tarafından QSD için bir şans olarak değerlendirildi. Trump’ın göreve başlamasıyla birlikte ABD’nin Kürtlere, YPG-YPJ güçlerine ve tabi ki artık Suriye’de tartışmasız bir güç olan QSD’ye bakışının değişeceği belirtiyorlardı. Esas olarak ta bu beklenti ve hayal Türk tarafında egemendi. Hatta Erdoğan’ın tetikçileri ekranlardan Kürtlere parmak sallıyor ‘’Obamanız gitti, Trump geliyor, size gününüzü göstereceğiz’’ diyorlardı. Hiç şüphesiz real-politik durumdan uzak ‘’ bu tür görüşlerin’’ altında yatan temel neden ise derin Kürt düşmanlığıydı. 

TÜRK DEVLETİNİN TRUMP HAYALİDE ÇÖKÜYOR

Hakkını vermek gerekir ki Trump ’’alışılmış’’ bir ABD başkanı değil.  İşe hızlı başladı. Peş peşe dünyanın tepkisini çeken kararnameler yayımladı. Her alanda Obama yönetiminden farklı olacağını hissettirdi; Meksika sınırına duvar örme girişimi, İran, Irka, Yemen’in de aralarında bulunduğu 7 İslam ülkesi vatandaşlarına vize  yasağı getirmesi, NATO’nun Avrupa kanadını ‘’yük’’ olarak nitelemesi, İran’a karşı askeri müdahale dahil ‘’her şeyin masada’’ olduğunu duyurması ve ‘’radikal İslam’ın kökünü kazıyacağım’’ demesi  gibi…

Ancak Trump yeni ekibini kurarken ABD açısından dış politikada ağırlıklı olan Irak, Suriye ve DAİŞ’le mücadelede Obama ekibinin önemli bir kısmını değiştirmedi. Bu doğal olarak Türk tarafının anti-Kürt paradigma üzerinde şekillendirdiği politika ve beklentisini boşa çıkaran ilk somut belirti oldu.  

Trump Beyaz Saray’a geçtiği günlerde ise Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ehmed başkanlığında bir heyet ABD’ye bir çalışma ziyaretinde bulundu. Bu öyle ‘’dostlar alışverişte görsün’’ türünden bir ziyaret değildi. İçeriği ve kapsamı olan bir ziyaretti. İlk  kez ABD yetkilileriyle, Beyaza Saray temsilcileriyle bu kadar üst düzeyde siyasi görüşmeler yapıldı. Yani hem Trump ekibiyle, hem de Trump döneminde görevde kalacak olan üst düzey kişilerle ciddi görüşmelerde bulunuldu.  Bu, ABD’nin Rojava ve Kuzey Suriye politikasında kendi lehlerine ‘’radikal’’ değişiklik bekleyen, neredeyse bu konuda ‘’Amerikan duasına’’ çıkacak olan Türk devletinin beklentilerini boşa çıkaran ikinci gelişmeydi. Bunu QSD güçlerine yapılan askeri yardımının fotoğraf ve görüntülerin AFP ajansı tarafından yayımlanması izledi. 

Üçüncü ve tabi ki en önemlisi ise Fırat’ın Gazabı hamlesinin üçüncü aşamasının resmen başlamış olmasıdır. Rakka’’yı işgal eden DAİŞ’in Dere-Zor ile bağlantısının kesilmesi ve Rakka’nın tümden kuşatılmaya alınması amaçlayan bu helmenin Trump yönetimi ve koalisyon güçleriyle eş güdüm içinde başlatıldığı söylemek yerinde olur.  
Buda Trump’ın Rojava ve Kuzey Suriye politikası yer yer farklılık gösterse de Obama yönetiminin izlediği politikanın bir devamı olacağının açık işaretidir. denilebilir ki Trump’ın Rojava ve Suriye politikası çok kısa bir dönem içinde belirginlik kazanmıştır. 

Esas sürpriz gelişme Obama döneminde farklı olarak Rojava-ABD ilişkilerinin saha da taktik askeri işbirliğinden hızla sıyrılarak orta ve uzun vadede karşılıklı çıkarlarının belirlediği siyasi-diplomasi alanını da içine alan bir işbirliğine doğru evirilmesi olacaktır.  

GAYRİ MEŞRU OLAN DEĞİL, MEŞRU OLAN İLERLİYOR

Türk devletinin Kürt inkârı üzerinden yürüttü politikanın bir kez daha açmaz olduğu ve sonuç alıcı olmadığı görülmüştür. Kaldı ki Türk ordusu ve ona bağlı ÖSO güçleri yoğun hava desteğine rağmen El-Bab’ı günlerdir alamamaktalar. Bunun sadece ‘’askeri bir sorun’’ olmadığını herkes biliyor. El-Bab’ın Türk tarafına verilmemesi siyasi bir kardır. Hem Rusya’dan hem de ABD’den bu konuda beklenen ‘’yeşil ışık’’ tam yanmamıştır.  Bataklığa saplanmış durumdalar. ‘’Aşağı tükürseler sakal, yukarı tükürseler bıyık ‘’ misali ne ilerleye biliyorlar, ne de çekilebiliyorlar.   Hatta Suriye Meclisi Üyesi Halid El Abud bir televizyon kanalına verdiği demeçte Türk devletinin Suriye’den çıkabilmek için MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın İran’dan yardım istediğini ileri sürdü.  Bu iddia da gösteriyor ki, Türk devleti açısından mesele askeri olmaktan çoktan çıkmış durumda: çünkü artık o gayri meşru, işgalci bir güçtür.  Halep yenilgisinden sonra Türk devletinin Suriye politikası kendi inisiyatifinden çıkmış, Rusya’nın politik atraksiyonlarının sıradan bir elamanı durumuna düşmüştür.
   
Bunun tam aksi olarak Rakka’nın QSD güçleri tarafından özgürleştirilmesi hamlesi siyasi müzakerelerin bir sonucudur. QSD bunun yanı sıra Türk istihbaratının sağdan soldan topladığı, eğittiği ve işgalci güç olarak kullandığı ÖSO denilen yapıdan ve Suriye topraklarını işgal eden Türk ordusundan bin kat dahi meşru bir güçtür. Bunu tek algılamayan, algıladığı halde kabul etmeyen taraf Türk devleti ve onun başındaki Erdoğan’dır.  Şam rejimi dahi QSD’yi önemli askeri bir güç ve Demokratik Suriye Meclisi’ni ise bu gücün politik temsilcisi olarak dolaylıda olsa kabullenmiştir.   
QSD güçlerinin Rakka’yı özgürleştirmek için başlattıkları Fırat’ın Gazabı Hareketi’nin üçüncü aşaması da başarıyla sonuçlanacaktır. Bunun en önemli teminatı bizzat QSD güçlerinin varlığıdır. Koalisyon güçlerinin hava desteği ve askeri malzeme yardımı bunda belirleyici bir faktör değildir. Bu destek daha çok politik manada önemlidir. Yani destek QSD’nin ve onu temsil eden politik anlayışın Suriye savaşındaki meşruluğunu artırmakta ve onu çözüm masasının aslı unsuru haline getirmektedir.  Kuzey Suriye Federasyonu’nun şekillenmeye doğru gidişi,  Kürtlerin ve diğer demokratik güçlerin Suriye’nin geneli için önerdikleri, savaşı sonlandıracak, kalıcı barışı sağlayacak makul demokratik çözüm yol ve modelleri sürecin siyasi-diplomatik ayağını tamamlayan en önemli faktör oluyor.  

Türk devletinin ve Erdoğan’ın esas itibariyle rahatsız olduğu, kabullenmediği ve bunun için varını-yoğunu ortaya koyduğu noktada tam da budur. Şuana kadar izlenen politikanın sonu felektir. Bu felekten Erdoğan ve Türk devleti için dönüşün tek bir çıkışı vardır; Kürtlerle savaşa son vermek, adil, kalıcı bir barış sağlamaktır.  

ROJHABER

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.