Öne Çıkanlar KANDIL BATMAN CHP TSK TBMM

Bu haber kez okundu.

Cumartesi Anneleri: Mezar yerimiz Cumartesi Meydanı

Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemine hastalığı nedeniyle katılamayan Hasan Ocak'ın annesi Emine Ocak, gönderdiği mektubunda çocuklarının kanının bu meydanda olduğunu belirterek, "Bak anneler ölüyor, biz ölüyoruz. Anneler ölünce bu sorun bitecek mi? Çocuklarımızın kemiklerini teşhis edene kadar bizim mezar yerimiz Cumartesi Meydanı’dır” dedi. 


Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 616’ıncı kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde, üzerine kımızı karanfiller ile “barışı” simgeleyen beyaz tülbentlerin bırakıldığı “Failler belli kayıplar nerede” pankartı açıldı. Kayıpların fotoğraflarının bulunduğu dövizlerin de taşındığı oturma eylemine, çok sayıda kişi katıldı. 
Bu haftaki eylemde, 1996 yılında Yüksekova’da gözaltına alındıktan sonra öldürülen Abdullah Canan’ın faillerinin yargılanması istendi. 

Eylemde ilk olarak 12 Eylül kayıplarından Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır konuştu. Herkes için konuştuklarından dolayı seslerinin kısılmaya çalışıldığını kaydeden Kırbayır, "Bizim sesimizi kısamayacaksınız. Bizden uzak durun, konuşmamızı engelleyemezsiniz. Konuştuğumuzda bizim çıkaracağımız gaz AİHM’in burun kemiklerini sızlatır” dedi.

'VİCDANLARIN SESİNDEN KORKMAYIN'

12 Eylül’de gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl de, yıllardır kayıp yakınları olarak meydanlarda mücadele verdiklerini anımsatarak, hükümet yetkililerine “Bizden korkmayın. Çünkü siz 15 Temmuz’u yaşadınız biz de 12 Eylül’ü. Bundan sonra Nurettin Yedigöl’ü bulamam. Bundan sonra başka insanlar ölmesin.12 Eylül’de Kenan Evren’e haykıramadınız, sembolik olarak yargıladınız. Bu ülkede huzur barış istiyoruz. Bizden korkmayın, biz vicdanların sesiyiz" şeklinde seslendi. 

'BAK ANNELER ÖLÜYOR'

Ardından hasta olduğu için meydana gelemeyen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın gönderdiği mektup okundu. Ocak mektubunda şunları dile getirdi:
“Biz bu meydanı bedeller ödeyerek kazandık. Çocuklarımız için kendimizden vazgeçtik. Adaletten vazgeçmedik. 21 yıldır buradayız, dizlerimiz çürüdü. Yönetenler dinlesin. Bizi gözaltına aldığınızda gerçekler değişecek mi? Bak anneler ölüyor, biz ölüyoruz. Anneler ölünce bu sorun bitecek mi? Çocuklarımızın kanı var bu meydanda. Kimse bizim bu meydandan gitmemizi beklemesin. Çocuklarımızın kemiklerini teşhis edene kadar bizim mezar yerimiz Cumartesi Meydanı’dır.”

'İŞKENCELERDE YIRTILAN GÖMLEĞİ HALA DOLAPTA’

Daha sonra 17 Ocak 1996 yılında gözaltına alındıktan sonra öldürülen Abdullah Canan’ın oğlu Tayyip Canan konuştu. Acıları ile büyüyerek olgunlaştıklarını söyleyen Canan, “Babaannem 45 gün boyunca camda oğlunu bekledi. Babamın işkencelerde yırtılan gömleğinin hala gardıroplarda saklanmasının ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Bir empati yapın. Sevgili babam Abdullah Canan’ın özlemi olan demokrasi ve barış için dostları ile mücadele etmeye devam edeceğiz. Sen çetelerin korkulu rüyasıydın, seni her zaman hatırlayacağız” diye belirtti. 

MASİDE OCAK’IN GÖZALTINA ALINMASINA TEPKİ 

Yapılan konuşmaların ardından bu haftaki açıklamayı yapan Cumartesi 
insanlarından Gülseren Yoleri, geçen haftaki eylemde metni okuyan kayıp yakınlarından Maside Ocak’ın gözaltına alınmasına tepki göstererek, 
“2011 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın davet ederek görüştüğü , ‘elimizden geleni yapacağız’ dediği Cumartesi Anneleri’nin yeniden 28 Şubat’ın hukuksuz uygulamalarına tabi tutulmasını kınıyoruz” dedi.

'GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ’

Gözaltında kaybedilen ve avukat Tahir Elçi’nin takip ettiği davalardan biri olan Abdullah Canan için adalet istediklerini belirten Yoleri, şöyle devam etti: “Abdullah Canan 43 yaşında Yüksekova’da yaşayan bir iş insanıydı. Bölgede işlenen suçlar nedeniyle Yüksekova Dağ Komanda Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında 7 akrabası ile birlikte savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bunun üzerine Binbaşı Yurdakul, tanıkların yanında şikayetinden vazgeçmesi için kendisini tehdit etti. Canan, tüm baskı ve uyarılara rağmen şikayetini geri almadı. Canan’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Tüm girişimler sonuçsuz kaldı.” Yoleri, 21 Şubat 1996 tarihinde Canan’ın ağır işkence görmüş, elleri ve ayakları bağlı bedeninin Yüksekova-Esendere karayolundaki bir menfeze saklanmış halde bulunduğunu ifade ederek, Canan'ın yakın mesafeden 7 kurşunla öldürüldüğünü söyledi. 

'21 YILLIK CEZASIZLIK SON BULMALI’

Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcılığı’nca soruşturma açıldığını belirten Yoleri, şunları aktardı: “Mahkeme Canan’ın ‘terörist’ bir çatışmada veya aşiretler arası çatışmada öldürüldüğü kanaatine vardı ve yargılanan sanıkların beraatına karar verdi. Devlet, Abdullah Canan’ın kaybedilmesindeki sorumluluğunu kamuoyuna açıklamalıdır. Dosyadaki 21 yıllık cezasızlık son bulmalıdır.”

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.