Günay Aslan: Başkanlık Sistemi ve Anayasa Değişikliği üzerine

Bilenler biliyor; başından beri Başkanlık sisteminden yana bir tutum aldım.
 

Bunu 7 Haziran öncesinden başlayarak çeşitli televizyon programlarında açıkladım ve birçok defa da yazdım...

Yeni bir anayasa temelinde merkezdeki gücü yerele aktaran, seçilmiş vali ve halk meclisleriyle illerini yöneten, bölgesel parlamentoları olan, eyalet sistemine dayanan, genel parlamentonun ve anayasanın sınırlandırdığı bir başkanlık sistemiyle idari yapısını yenileyen bir Türkiye’nin kurulması gerektiğine dair düşüncelerimi son yıllarda hemen her fırsatta kamuoyuyla paylaştım...
 
Yargı-Yürütme ve Yasama’nın orduya göbekten bağlı olduğu, Parlamento’nun militarizmin incir çekirdeği görevini yaptığı eski Türkiye’nin bütün kurumlarıyla çöktüğü ve Türkiye’nin yeniden yapılanmasının kaçınılmaz olduğu bir zaman diliminde zamanı ve toplumu doğru okuyan bir siyasetinin gelecek vizyonunun bu olması gerektiğini belirttim.
 
Buradan hareketle de HDP’nin, ‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’ çıkışı ve tepkici siyaset anlayışını eleştirdim.
 
Kürt siyasetinin Türkiye’nin yeniden yapılanmasına öncülük etmesi gerektiğinden ve nesnel sürecin ona böyle bir misyon yüklediğinden hareketle de HDP’nin bu siyasetiyle tarihi bir fırsatı kaçırdığını söyledim...
 
Bu yüzden çok eleştiri ve tepki aldım ama 35 yılı aşkın meslek hayatım boyunca inanmadığım bir şeyi söylemediğim için anlamaya çalıştığım bu tepkilere rağmen görüşlerimde ısrar ettim.
 
(Aradan neredeyse iki sene geçti ve bu konuda Kürt siyasetinden bu kez farklı bir öneri geldi. Geçenlerde Diyarbakır’da yapılan Demokratik Bölgeler Partisi Meclis Toplantısı’ndan sonra Eşbaşkan Kamuran Yüksek şunları söyledi:   "Bu ülkede sistemin ne olduğu, ne olacağı, ne olması gerektiği hepimizi ve bütün siyasi yapıları ilgilendiriyor. Referandumda kişiyi hedef alan bir kampanya düşünmüyoruz. Doğru da bulmayız. Sistemin içeriği önemli bizim için. Çıkacak sistemde ilk Cumhurbaşkanı kim seçilecek bilemeyiz. Onun için kişi karşıtlığı üzerinden bir şey düşünmüyoruz. Tayyip Erdoğan başa gelir onun için hayır, başka biri gelirse evet. Hayır öyle değil. Kişiye endeksli bir kampanya düşünmüyoruz. Sistemin kendisini değerlendirmeye çalışıyoruz.Bütün toplumsal kesimlerin fikirlerinin dahil olduğu bir süreç geliştirirlerse, ortak bir şey çıkartırsak ve bu ülkenin sistemi ne olmalı sorusuna hepimiz uzlaşarak bir çerçeve çıkarırsak destekleriz. Bu koşullarda destekleyemeyiz.")
Bu kadar açık ve net…
Aslında başından beri izlenmesi gereken siyaset bu olmalıydı; Kürt siyaseti Türkiye’nin yeniden yapılandırılması ihtiyacını ‘kişisel‘ mesele olmaktan çıkarmalı, tarihsel momenti yakalamalı, buna öncülük yapmalıydı.
 
HDP bu vizyona sahip olsaydı, bu temelde üreteceği politikalarla hem kendi önünü hem de Türkiye’nin önünü açmış olacaktı. Zira Kürt siyasetinden başka bunu yapacak bir güç yoktu ve Türkiye’de Kürtler dışında ciddi bir demokrasi dinamiği bulunmuyordu.
 
 Elbette bu fırsat tamamen kaçmış ve heba olmuş değil. Kaldı ki Kamuran Yüksek’in açıklamaları bir muhasebe yapıldığını ve gelecekte bazı siyasi hamlelerin yapılabileceğine işaret ediyor.
Parlamento’da görüşülen Anayasa Değişikliği’yle ilgili referandum sürecinde Türkiye’nin bütün toplumsal kesimlerini ortak ve özgür gelecek etrafında birleştiren, bunun alternatif siyasetini üreten ve bu sayede yeniden güçlü bir siyasi aktör haline gelmeyi hedefleyen yeni bir siyasi hamlenin gelebileceği anlaşılıyor.

Yeni kampanya sürecinde tepkici ve kişiye endekslenmiş siyaset yerine barış, müzakere, adalet ve demokrasi taleplerinin öne çıkarılacağı gözleniyor.

Bunu önemli buluyor ve destekliyorum…

 Öte yandan Türkiye’nin yukarıda saydığım çerçevede bir Başkanlık sistemine ihtiyacı olduğunu düşünen ve bunu yıllardır savunan biri olarak Parlamento’da görüşülen Anayasa Değişikliği’nin bununla bir alakası olmadığını düşünüyorum.

Ayrıca söz konusu değişikliğin sorunları çözmek yerine daha da derinleştireceğine inanıyorum.

Dolayısıyla bu değişikliğe Hayır denilmesi gerekiyor. Hayır‘ın bütün toplumsal kesimlerin çıkarlarına hizmet edeceğine inanıyorum.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı verilen bu sistem de Parlamenter  sistem gibi Türkiye’nin sorunlarını çözmeyecek, dediğim gibi siyasi ve ekonomik krizleri daha da derinleştirecektir.

Yapılan değişiklik Başkanlık sistemini değil, keyfiyete dayalı bütün yetkileri elinde toplayan; güçleri ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü yok sayan Tek Adam rejimini hedefliyor.

Anayasa Değişikliği buna uygun olarak yapılıyor…

Parlamenter sistemde Yargı-Yürütme ve Yasama militarizme bağlıydı ve vesayet Genelkurmay odaklıydı. Yapılan değişiklikle Genelkurmay’dan alınan vesayet Beştepe’ye taşınıyor.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi AKP ve MHP’nin birlikte hazırladığı hegemonik projenin bir sonucu olarak yeni vesayet odağı olarak yükseliyor.

Bu da istikrarsızlığın, krizlerin ve iç çatışmaların yeni dönemde de devam edeceği anlamına geliyor.
O hep özlemini çektiğimiz istikrar için; daha yaşanası insan odaklı bir gelecek içinse Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi ve refah düzeyinin yükseltilmesi amacıyla farklı toplumsal kesimlerin çıkarları çerçevesinde bir uzlaşmanın sağlanması gerekiyor.
Türkiye’de istikrarın, barışın, huzurun ve kalkınmanın yolu farklı toplumsal kesimlerin desteğiyle demokratik bir Anayasa yapmaktan; ister Parlamenter ister Başkanlık olsun demokratik bir sistem yaratmaktan  geçiyor.  

ROJHABER

17.01.2017
gunayaslan@hotmail.de

 


 

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.