Günay Aslan: Suriye kavşağından İmralı çıkışına
 
Astana’da, Cenevre’de, bölgesel ve küresel güçlerin başkentlerinde yapılan pazarlıklar eşliğinde bölgenin kartları yeniden karılıyor.
 
Bu ülkenin yeniden yapılandırılması ve Ortadoğu‘da yeni jeopolitik dengelerin kurulması amacıyla yapılan pazarlıklar ve kurulacak ittifaklar hem Suriye hem bölge hem de dünya açısından kritik önem taşıyor.
 
Krizin nasıl çözüleceğine, Suriye’nin gelecekte nasıl şekilleneceğine, yeni dengeleri kimlerin belirleyeceğine; kimin ne vereceğine ve kimin ne elde edeceğine ilişkin yapılan pazarlıklar ve tartışmalar Kürtlerle Türkler açısından ise hayati önem arz ediyor.
 
Zira Türkiye’nin, Suriye’de oluşan yeni durumu Kürtlerin etkisini kırmak ve yapabilirse onları tarih sahnesinin dışına atmak için değerlendireceği gözüküyor.
 
Bu da savaşın tırmanması ve çatışmaların geniş bir alana yayılması; yıkımla sonuçlanacak uzun süreli bir Kürt-Türk savaşın yaşanması anlamına geliyor.
 
Yakın geçmişte Suriye’de izlediği politika yüzünden yalnızlaşan ancak, yeni dönemde başat bir aktör olmaya çalışan Türkiye’nin ne yazık ki öncelikli hedefini yine Kürtler oluşturuyor.
 
Rusya’yla yakın ilişkiler kuran, Esad’la pazarlığa oturan, El Bab karşılığında Halep’i onlara bırakan Ankara, Amerika‘yla pazarlıklarını da buna göre yapıyor ve ittifaklarını bu eksende genişletmeye çalışıyor.
 
Trump’ın selefi Obama’nın aksine bölgede aktif bir siyaset izlemesi ve Obama’nın pek de önemsemediği Amerika’nın geleneksel müttefiklerine; (İsrail, Mısır,Türkiye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri) yüzünü dönmesi Türkiye’nin iştahını kabartıyor.
 
Hem IŞİD’le mücadelede ön almaya hem de Kürtlere karşı savaşı tırmandırmaya çalışan Türkiye, bir yandan içerideki operasyonlarını yoğunlaştırıyor, diğer yandan Menbiç’e ve Afrin’e tehditler savuruyor.
 
Sadece Menbic’e ve Afrin‘e de değil, baharla birlikte Kandil’e ve Şengal’e de operasyon yapacağının sinyallerini veriyor. Hazırlıklarını da  ‘topyekün savaşa‘ göre yapıyor.
 
Elbette bütün bunlar onun için de kolay görünmüyor.  Ne de olsa Kürdistan’a sefer olması, zafer olacağı anlamına gelmiyor.
 
AksineTürkiye’nin bu savaşta ağır bir yenilgi yaşaması; bütün hesaplarının altüst olması da mümkün görünüyor.
 
Kürt meselesini bir varlık-yokluk meselesine çeviren Ankara bütün imkanlarını zorlasa da onun için zafer çantada keklik görünmüyor. Ayrıca Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali de bulunuyor.
 
Dolayısıyla süreç kontrolden çıkmadan önce aklı selim yeni bir değerlendirme yapmak ve çözüm masasının devrilmesiyle kırılan dengeleri yeniden onarmaya çalışmak gerekiyor.
 
Kaldı ki yeni gelişmeler diğer aktörler gibi Türk devleti ve Kürt siyasetini de tutumunu gözden geçirmeye, diyaloğu ve uzlaşıyı önceleyen yeni bir tutum belirlemeye; mevcut politika ve algıyı değiştirmeye zorluyor.
 
Ankara buna görmezden gelmeye çalışsa da bundan sonuna kadar kaçması da mümkün görünmüyor. Istemez görünseler de aslında Türk devleti ve Kürt siyaseti arasında yeni bir pazarlıkta kaçınılmaz görünüyor.
 
Bunun için ama her şeyden önce vizyon sahibi olmak gerekiyor ancak, Türk devleti gibi Kürt siyasetinin de bunu Öcalan’sız yapması; Öcalan olmadan bir çözüm yolu bulması mümkün görünmüyor.
 
Halkların bir yıkıma doğru sürüklendiği bu kritik süreçte hayat İmralı’yı temel dayanak noktası olarak öne çıkarıyor ve İmralı üzerinden Türklerle Kürtlere hayati bir fırsat sunuyor.
 
Bölgede kartların yeniden karıldığı bu dönemde yeniden Öcalan’a gidilmesi gerekiyor zira, Türkiye’nin ve Kürt hareketinin önünde bundan başka bir yol bulunmuyor.
 
İmralı’nın kapılarının artık açılması ve orada 18 yıldır tek kişilik bir hücrede kalan, Çözüm Süreci’yle de herkese çok şey kazandıran PKK lideri Öcalan’a yeniden kulak verilmesi gerekiyor.
 
Ortak akıl, ortak vicdan ve ortak çıkar bunu gerektiriyor...
 
15.02.2017
gunayaslan@hotmail.de
 
 
Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.