İçimizdeki seslerin ozanı; Aram Tigran
Yolu sevdadan ve kavgadan geçen, yürekleri ellerinde insanca bir yaşam için mücadele eden insanların bilgesi; acılarla aydınlanmış toprakların hüzünlü sesi; sevgide ve kardeşlikte birleştirmeye çalıştığı insanlık ailesinin onur üyesi…
 
İçimizdeki seslerin; özgürlüğe, hasrete ve aşka dair seslerin ozanı, kırılgan duygularımızın limanı, yaşama istencimizi güçlendiren ezgilerin ustası..
 
Nev-i şahsına münhasır özellikleriyle bir sanatçıdan fazlası tanımını hak eden; enstrüman, dil ve duygu zenginliğiyle Kürt müziğinde yeni bir ekol inşa eden; dinleyicilerine coşku ve dayanma gücü veren, ezgilerindeki estetik derinlik, direngenlik, zenginlik ve içtenlikle hem ruhumuzu besleyen hem de ümitlendiren ozan...
Aram Tigran ya da nam-ı diğer; Mamoste Aram...
Kanla kahırla yoğrulmuş acılı toprağımızın sesi, yaralı yüreklerin ermişi, hayata ve halka adanmışlığın yüksek öğretisi bir ozan.
Dizginlenemez Fırat’ın, dorukları karlı Ararat’ın, bin yıllardır çığlık çığlığa akan Dicle’nin ve yarası derin Aras’ın ozanı...
Aram, Ermeni müziğinin temel yapı taşı olan Aşug geleneğinin seçkin bir temsilcisidir. Ermeni aşıklarının piri sayılan ve insanlığın kültür hazinesine önemli bir miras bırakan Sayat Nova ve Aşug Cıvan’ın takipçisidir.
Sayat Nova ve Aşug Cıvan gibi seçkin Ermeni aşıkları Ermeni toplumunun dilsel ve kültürel gelişimine önemli katkılar sağladılar.
Mamoste Aram onların yarattığı değerleri özümseyip geliştirdi. Bunları Kürt kültürüyle de harmanladı. Ezgileriyle Kürt dili ve edebiyatına önemli katkılar yaptı.
 
Geleneksel Ermeni ve Kürt müziğinden beslenmiş olsa da bununla yetinmedi. Onları geliştirdi ve bu yolda önemli eserler üretti.  

Mamoste Kürt kültürünün kaynaklarına inmiş, tarihin akışı içindeki ozanları ve dengbejleri yakından incelemişti. Ermeni olmasına ve bu bilinci en ileri seviyede taşımasına rağmen yaşadığı coğrafyanın kadim kültürü olan Kürt kültürüyle bütünleşmeyi başarmıştı.
 
Rojava’da dünyaya geldiği ve 30’lu yaşlarının başına kadar Kürtlerle iç içe burada yaşadığı için Ermeni kültürü gibi Kürt kültürünü de derinden özümsemiş ve Kürt müziğine damgasını vurmayı başarmıştı.
  
Kürtlerle Ermenilerin birbirlerinden etkilendikleri ve zaman içerisinde ortak bir kültür yarattıkları biliniyor. Bu bir gerçektir. Aram da böylesi bir ortak kültürün ürünü; halklarımızın ortak değeriydi.
 
Garzanlı’ydı Aram. O da Garapete Xaço gibi kılıç artığı Ermeni bir ailenin evladıydı. Garapete Xaço Batmanlı, Aram Sasonlu’ydu. 
 
1.Paylaşım Savaşı yıllarında yaşanan Ermeni katliamında canını kurtarabilen ender insanlar arasında Aram’ın babası Tigran da vardır. Tigran, 1915’te yaşanan soykırımdan şans eseri kurtulur ve Suriye’ye sığınır.
 
Qamişlo kentine yerleşir ve aradan bir süre geçtikten sonra da duvar ustası olarak hayatını kazanmaya çalışır. Derken Qamişlo’da kendisi gibi Sason’dan sürgün edilen Ermeni bir kadınla evlenir ve bu evlilikten Aram dünyaya gelir.
 
Mamoste Aram,15 Ocak 1934’te, kerpiç duvarlı, basık tavanlı bir evde dünyayagözlerini açar. Açar açmaz da kulaklarında sürekli duyacağı ve onda derin iz bırakacak olan bir ses duyar.  Babası oğlunun kulağına bir Ermeni ezgisi okur. Oğlu hayata babasının bu ezgisiyle başlar.
 
Devam eden gün, ay ve yıllarda yanık sesli babası oğlu için sürekli Ermeni ezgileri dillendirir. Tigran aile içindeki eğlencelerde, dost meclislerinde ve iş yerinde; fırsat bulduğu her yerde içindeki yangınları dışarı atmaya, acısını dillendirmeye çalışır.
 
 Küçük Aram bundan çok etkilenir. Müziğe yönelir. Babasına eşlik etmeye, ondan duyduklarını onunla birlikte söylemeye çalışır. Günlerden birgün Tigran,oğlu Aram’ın eline bir cümbüş tutuşturur ve “haydi” der, “hayat seni bekliyor…”
 
Eline tutuşturulan cümbüş aynı zamanda Aram’ın iş teknesidir. Bu yolla ailenin geçimine katkıda bulunması gerekir. Babası oğlunu yıllarca eğitmiş, ona cümbüşü ve sanat hayatında ihtiyaç duyacağı çok şeyi öğretmiştir.
 
Önce düğünlerde iş tutar Aram. Kısa sürede düğünlerin ve giderek de aşiretdivanhanelerinin aranan ismi olur. Genç yaşta ünlenir ve ünü her geçen gün biraz daha yayılır. 
 
Köyden köye, şehirden şehire gider gelir. Gittiği her yerde ezgilerini halkla birlikte üretir. Halktan insanların şiirlerini, söylencelerini, acılı yaşam öykülerinidillendirir; halktan aldığını bir kuyumcu titizliğiyle işler ve halka geri verir.
 
Hayatın içindeki insanlar gibi masal kahramanları da onun önemli kaynakları arasındadır. Dengbejlerin türküleri gibi cirokbejlerin öykülerinden de yararlanır.
 
Bundan olsa gerek geniş bir repertuarı vardır. Onun dilden dile dolaşan, nesilden nesile aktarılan sayısız parçası vardır. Kaybolup gidenlerin, zamanında kayda alınamayan eserlerinin sayısı bilinmiyor.
 
Bilinenlerin sayısı ise 500’ü geçiyor. 
 
Aram Tigran’ı geniş kitlelere ulaştıran ve Kürt dünyasıyla buluşturansa Erivan Radyosu’dur. 1966 yılında Ermenistan’a giden Mamoste Aram, aynı yıl Garapete Xaço, Seyda Şemedin ve Susika Simo gibi ünlü sanatçılarla birlikte Erivan Radyosu’nda çalışmaya başlar.
 
1985 yılına kadar Erivan Radyo’sunda çalışır. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin; Berlin Duvarı’nın çökmesinin ardından ise Erivan’dan Atina’ya taşınır.
 
Uzun yıllar Atina-Şam ve Brüksel arasında mekik dokuyan, Kürt televizyonları ve kurumları için programlar yapan  Mamoste Aram 2009 yılında Brüksel’de hayata veda etti.
 
Yolu devrimden geçen birçok insanla olduğu gibi bilge insan Aram’la yolum mücadele içinde kesişti ve onunla dostluğumuz hayata veda ettiği güne kadar da devam etti.
 
2007 yılı Kasım ayında Köln’de Mamoste Aram için bir tören düzenlendi.
 
Kürt Sanatçılar Birliği; Tev-Çand  o yıl ona  ‘Onur Ödülü‘ verme kararı almıştı.
Birliğin çabasıyla ayrıca 2005 yılında Kürt sanaçıları ‘Evina Aram‘ adında bir albüm de hazırlamış; onun eserlerini okumuşlardı.
 
Kürt kültürüne yaptığı  katkılardan dolayı Aram Tigran’a  ‘Onur Ödülü’ verilmesi kararını alan Tev-Çand, ödül töreninde bir konuşma yapmamı istedi. 
 
Köln’deki Baran Kültür Merkezi’nde yapılan törende dilim döndüğünce Aram Tigran müziği üzerine birşeyler söylemeye çalıştım. 
 
Aram; içimizdeki aşka ve özgürlüğe dair seslerin efendisi, yolu sevdadan ve kavgadan geçen; yürekleri ellerinde mücadele eden insanların bilgesi, yaralı yüreklerin ermişidir dedim...
 
Bir sanatçıdan fazlası tanımını hak ettiğini ekledim. Törende yaptığım konuşmayı daha sonra Kakşar Oramar, Aram için yazdığı kitapta yayımlandı.
 
O gece Köln’de Aram için anlamlı ve onurlu bir tören yaptık. Tören gecesi onun müziği eşliğinde doyasıya aşkı ve özgürlük kavgasını yaşadık. Törenden hayata , aşka ve özgürlük kavgasına dair güzel şeyler paylaşmış olarak ayrıldık…
 
Aradan iki yıl geçtikten sonra da 6 Ağustos günü onu Brüksel’den sonsuzluğa uğurladık.
Ezgileri ve gözyaşları içinde toprağa verdiğimiz tabutunun üzerine Amed’ten getirilmiş topraktan attık.
Onu avuç avuç attığımız Amed toprağı ve kan kırmızısı çiçeklerle uğurladık.
Mamoste Aram ne yazıkki vasiyet etmesine rağmen Amed’de toprağa verilemedi. Bunu Türk devletinin ‘mevzuatı' engelledi. 
Halklarımızın ortak değeri ünlü ozanımız, sözüm ona ‘vatandaş olmadığı’ için Amed’in toprağına gömülemedi. Türk devleti ona bu izni vermedi.
Oysa o bu toprakların insanıydı…
Binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış kadim Ermeni halkının evladı; dünya insanlığının da seçkin bir değeriydi.
Dolayısıyla orada yaşamak gibi, oranın toğrağına gömülmek hakkı da herkesten çok ona aittti ama bu hak ondan esirgendi…
Onu doğduğu topraklarla buluşturacağımız günün umudu ve güveniyle; Mamoste Aram’ı aramızdan ayrılaşının 7’inci yılında saygıyla ve onurla anıyor, anısı önünde eğiliyorum…
 
16.01.2017
gunayaslan@hotmail.de
 
Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.