Prof. Dr. Altıntaş: Türkiye 7 Haziran sonuçlarını bir kez daha yaratmalı
Türkiye’nin kalkınma planlarını, politikaya bir yerde kaynaklık eden ekonomiyi iyi bilen, aynı zamanda SHP döneminde aldığı rol ile siyasetçi kimliği olan, şimdilerde bir “tasfiye kurumuna dönüşen” YÖK’te kendi deyimi ile “mağdur edilmiş çocukların haklarını” arayan Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, Kürt sorunu, çatışmalar, HDP’nin rolü, CHP ve AK Parti’nin bu konuda ortaklaşması ve elbette referandum sürecine ilişkin dihaber’in sorularını yanıtladı.

* Referandumla başlayalım. Anayasa değişikliği Meclis'ten geçirildi. Referanduma ilişkin nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Türkiye gerek ülkesel gerek küresel bunalım yaşadığı dönemde, bunun nedenlerini ortadan kaldırma yerine yapay kimi çözüm paketlerini getiriyor. Böylece yaşananları giderme konusunda bir yasa tapınması söz konusu oluyor. Demokrasi eksiklerini gidermek amacıyla özgürlükleri genişletmemiz gerekirken, yapay yasa tartışmalarına giriyoruz. Türkiye 1961’den sonra demokratik bir anayasa sürecini girmişti, fakat o anayasanın hükümlerini uygulamakla görevli olan güçler, anayasayı tartışma konusu yaptılar. Bu anayasa ile ülke yönetilemez bu anayasa boldur denildi. Ekonomik gelişmenin önüne geçen bir toplumsal gelişme olarak nitelendirilerek, özgürlükler bakımından daraltılmasını istendi. 1961 anayasası şimdiye kadar yapılmış en özgürlükçü anayasasıdır. 12 Mart’ın daraltması yetmedi, 24 Ocak 1980 kararları açıklandı. Bu kararlar yoksul kesimlerin özverisini gerektiren kararlardı. Buna toplumu razı etmek için 1980 darbesi yapıldı. Bu darbe ekonomik kararları hem kurumlaştırdı hem de kurallaştırdı. Şimdi yeni bir bunalım dönemindeyiz.

AKP uyumlu bir islam ve muhafazakar kimliği ile tarih sahnesine çıktı. Meşruiyetini artırabilmek açısından henüz egemen olmadıkları zaman, Venedik ve Kopenhang kriterlerini, AB sürecinin gereklerini yerine getirme mecburiyetini his etti. Bunu yaparken önce anayasal kurumları hedef aldı. 2007 yılına kadar kurumlar üzerine bu kadar baskı kurmamıştı. Üniversiteler, TSK ve yargı kurumları üzerinde denetimini sağlamak için batının desteğine ihtiyaç vardı. Destekçilerinden biri de Fethullah Hareketi idi. Bu desteğin ve birlikteliğin en belirgin olduğu dönem, 2010 referandumudur. Türkiye’de iki tane 12 Eylül vardır, birincisi askeri faşist darbesidir. Birde 12 Eylül 2010 darbesi vardır. Bu bir anayasa darbesidir. Hukuk devletini, cumhuriyetin temel ilkesi olan yargı bağımsızlığını ortaklarıyla denetim altına aldı. Yüksek yargı Fethullahçılarla birlikte paylaşım konusu yapıldı. Yargı bağımsızlığı iki kanka arasında bölüşüm konusu oldu. TSK Ergenekon, Balyoz davalarıyla itibarsızlaştırdı…

* Bu ülkede birçok askeri darbe oldu. Askerin sivil siyaset üzerindeki gücünün ve etkisinin törpülenmesi gerekmiyor muydu?

Asker emir komuta zinciri içerisinde çalışır ve buna göre hareket eder. Darbelere baktığımız zaman 27 Mayıs’ı bir kenara bırakırsak, dış kaynakların kesilmesiyle ekonomik bunalımları sonrasında ortaya çıkmıştır. 12 Mart dikkat ederseniz, TBMM’yi tasfiye etmemiştir, ama Demirel alanı TSK’nın parlamentoda oluşan ortak hükümetle çözüm aranmıştır. 1980 darbesi de ordunun kendiliğinden yaptığı bir darbe değildir. 24 Ocak kararları açıklanmadıktan sonra hatta açıklanmadan TÜSİAD ‘hükümeti devirin’ diye çağrı yaptı. Gazetelere ilan verildi. Tercüman gazetesi etrafında oluşan bir grup Orhan Aldıkaçtı başkanlığında bir anayasa hazırladı. 12 Eylül anayasası daha darbe olmadan önce demokratik hakların baskılanması şeklinde hazırlandı. Askeri darbeleri askerler tarafından yapılmış olarak görmemek lazım.

* Yani?

Yani bu bir sistem müdahalesidir. Asker kafam bozuldu darbe yapıyorum diye yapmadı. Hükümeti düşürün diye çağrı yapılıyor olmasına rağmen hiç bir savcı bunu soruşturma konusu yapmamıştır. Ekonomimiz dışa bağımlı olduğu için onların karşı çıkabileceği bir darbeyi hiç kimse göze alamaz. Uluslararası finans, tıpkı güney Amerika, Afrika’da olduğu gibi, en son Yunanistan’da İtalya’da hükümetleri devirir.

Sermaye istikrar ister diye bir ezber var. Böyle değil mi? Tam tersine, demokrasi rahatsız olan insanların rahatsızlıklarını serbest ve özgürce dile getirdikleri bir rejimdir. Örgütlenme ise bu rahatsızlığı dile getirmek için hükümet üzerine baskı aracıdır. Şimdi bu güçlere göre istikrarı kim bozar? Talepte bulunan güçleri istikrarın bozucusu olarak görüyor bu kesimler. Küresel sermaye bazen ‘bizim çocuklar kazandı’ beyanında olduğu gibi, darbeleri destekler. Dünya finans sistemi istikrarı aramaz.

* Peki neyi arar?

Borcun ödenmesi konusunda güvence arar. Bunu da ancak askeri güçle yaptırır. Demokrasi ortamında paylaşımı, gelir dağılımını tartışma konusu yaparsın. Ama şimdi Türkiye’de insanlar yoksullaşmalarını dile getiremiyorlar. Çünkü karşılarına, ‘yahu biz can derdindeyiz, sen ne istiyorsun’ itirazı çıkar. Darbe de bu kesimler için istikrarın güvencesi olarak ortaya çıkar. O yüzden demokratik ortamı ortadan kaldırıyorlar ki kimse sesini çıkarmasın.

* Yani bu istikrar denilen şey...

Evet istikrar dedikleri şey, demokrasinin ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü faşist askeri yönetim, emekçi kesimlerin çıkarı için gelmez. Faşizm sermaye çevreleri için gelir.

* O zaman sermaye çevreleri bugün yaşananları destekliyorlar mı?

Kuşkusuz destekliyorlar. Ama dünyaya rezil olmamak için kimi bildiriler yayınlıyorlar, suya sabuna dokunmadan. Faşist bir darbe sonsuza kadar devam etmez. Denetimli bir yönetimin olması sermaye kesimi için ılıman bir mevsimdir. Örneğin vakıf üniversitelerin çoğu büyük sermaye kesiminin elindedir. Ama şimdi bu YÖK düzenlemesinde rektörlerin atanmasına bile izin verilmiyor, bunlar itiraz ediyorlar mı? Hayır. Mesela sizin bir fabrikanız olsa müdürünü kendiniz atamak istersiniz. Ama bunlar buna seslerini çıkarmıyorlar. Çünkü Türkiye’deki sermaye kesimi devlet olmadan varlıklarını sürdürme şansına sahip değiller.

* Tekrar referanduma dönelim. Her bunalım döneminde, bu tür yapay çözümler üretilir dediniz. Bu bunalımlarda, Kürt sorunun etkisi nedir?

Kürt siyasal hareketi, esasta büyük bir yanlış yaptı. Yanlış yapmasının nedeni, AKP ve CHP’ye rakip olabilecek bir güce erişmesi idi. Hatası o barajı aşmasıydı. Yoksa yüzde 9.99’da kalsaydı, bütün bölge vekilleri iktidar partisine gitseydi, AKP o takdirde Kürt siyasal hareketine çok sempatik davranacaktı. Halkımız 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’den olan bıkkınlığının sona ermesini amaçladı. Batı’daki seçmenin önemli bölümü ben dahil, HDP’ye oy verdik. Kürt siyasal hareketi kendisine destek veren insanlarla birlikte AKP’nin tek başına her şeyi belirleme gücünü elinden aldı. Bu gücü gösterdi.

* Kürtlere yönelik saldırıların altında bu mu var?

Evet. Bu başarı aynı zamanda AKP için büyük bir tehlikeyi kanıtladı. O nedenle bir darbe yapıldı. Yani söylemde, halk egemenliğini sürekli olarak önümüze çıkaran bir siyasal parti, birden o milli iradenin HDP ile birlikte parlamentoya yansımasını feshetti. Bu milli iradeyi tanımıyorum dedi. HDP, MHP tarafından gayri meşru ilan edildi. CHP’de bir oyuna getirildi, hükümetin kurulmayacağı amacına dönük olarak Ömer Çelik’e görev verildi ve Çelik bu görevi başarıyla yerine getirdi. CHP’ye hükümeti kurması görevi vermesinden vazgeçildi. Bu darbedir.

* Peki, savaşın yeniden başlatılması?

Ceylanpınar olayı ipi kurtaran olay oldu. Devletin bunu Kürt hareketine mal etmesi konusundaki amacına bakmak lazım. Polisiniz o apartmanda yatıyor... Bunlar kuşkulu siyasi cinayetler. Bağımsız yargıdan beklenen bu cinayetin aydınlatılmasıdır. Çünkü çok önemlidir, barışı dinamitlemiştir, HDP’nin Türkiye’nin partisi olmasını engellediler. HDP’nin Sivas’ın batısına geçmesine izin verilmedi. Ceylanpınar olayı HDP’nin Türkiyelileşmesine engel olmaya yöneliktir.

* Dokunulmazlıkların kaldırılmasını da bu çerçevede mi değerlendiriyorsunuz? CHP’nin bu konudaki tutumu eleştiriliyor.

HDP Türkiye partisi olsaydı o engeller yaratılmasaydı, CHP’nin en büyük rakibi esasında HDP olacaktı. CHP, AKP’den oy alacak bir parti değildir. Kendi seçmeninin bir kısmı, “Kürtlerin değil Türklerin sorunudur, Kürt sorunu” diyen kesim, esasında CHP’yi ya zorlayacaktı HDP ile birlikte çözüme, ya da HDP’ye güç vererek Türkiye partisi olarak çözüme katkıda bulunma fırsatı verecekti. Nasıl ki 1960’da Türkiye İşçi Partisi (TİP) CHP’nin rakibi ise, bugünde Türkiyelileşmiş bir HDP CHP’nin rakibidir. AKP esasında ganimet siyaseti yürütüyor, HDP’nin kendi oylarına sahip çıkmasını önlemek için Türkiyelileşmesine izin vermemiştir. CHP de HDP’yi rakip olarak gördüğü için AKP’ye destek verdi.

* Üstelik bu düzenleme anayasaya aykırı ama destekleyeceğiz dediler...

Bizim siyasi tarihimizde önemli bir sapmadır. Anayasaya aykırı bir eyleme bir kez izin verdiğiniz zaman diğer aykırılıklara önüne geçemezsiniz. OHAL çerçevesinde bu işin ucu CHP’ye kadar uzanabilir. CHP’nin vekilleri de tutuklanabilir. Hayır pankartı açan CHP’li çocukları toplamaya başladı.

* Yaşananları çözüm sürecine bağlayanlar var.

Bir ilgisi var tabii. Cumhurbaşkanı, çözüm sürecinin kendisinin hedeflediği süreçten alıkoyduğunu düşünmeye ve görmeye başladı. “Bana 400 vekili verin bu iş bitsin” dedi. İmralı’daki görüşmeler istediği gibi gitmedi. O görüşmelerden beklentisi, başkancı sisteme destekti. Kürtlerin başkanlığa izin vermemesi ipleri kopardı. Ama esasen ben Kürt sorunu ve Kürtçeyi Kürtlerin sorunu olarak görmüyorum. Ben 1994’te SHP’den Adıyaman milletvekili adayı idim. Dağ köylerine (Kürt köylerini kast ediyor) gittiğim zaman yanımda çevirmen götürürdüm. Çünkü dillerini bilmiyordum. Duygularını düşüncelerini dillerini bilmediğim bu insanları nasıl temsil edeceksin diyerek kendimle dalga geçerdim. Kürtçenin esasen benim sorunum olduğu ve öğrenmem gerektiği sonucuna vardım. Kitapları aldım ama öğrenmeyi beceremedim.

Referanduma ilişkin beklentiniz nedir?

Hayır cephesinin en ön safında AKP’lilerin olması lazım. Başbakanlığı yapamıyorum, milletvekilliğini yapamıyorum, bunu Kanun Hükmünde Kararnamelerle daha iyi yaparlar demek kendilerine haksızlıktır. Ben AKP’lilerin içinde hükümet edebilecek başbakan olabilecek nitelikte insanlar olduğuna inanıyorum. O yüzden hayır diyorum. Hayır demesi gereken benden önce AKP’lilerdir. Kişisel onurları için bunu yapmalılar.

* Ya muhalefet?

Muhalefet cephesinin, insan hakları, demokrasiyi savunması varlık nedenidir. Muhalefet varlığını korumak amacıyla, hayır cephesini örmesi gerekir. AKP’lilerin onuru için de hayır demeliler. AKP’den Recep beyden başka kimse yok mu? Bu süper aklın bizi nereye getirdiği ortada. Eğer başkancı bir sistem olsaydı Türkiye, 1 Mart tezkeresi kabul edilecek ve Türkiye Irak bataklığına girecekti. Eğer üst akıl diyorsanız, Türkiye’nin geldiği yer üst aklın getirdiği yerdir. Ortak aklın kullanılması gereken zamanlar bunalım zamanlardır. Bunalım zamanlarında insanlara sorarsınız.

* Tahmininiz nedir?

Dileklerim var, tahminlerim var. Tıpkı 7 Haziran’da nasıl toplum AKP’nin başkomutanlığını ret etmişse bugünde bu başkomutanlığı ret etmesi lazım. Tahminimde hayır çıkacağı yönündedir.

Selami Aslan / Kenan Kırkaya - dihaber
Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.