Suriye Barış Süreci…/ Günay Aslan
Son gelişmeler ateşkesle geçecek ara bir dönemin ardından bir çıkış yolunun bulunabileceğine; zaman içinde Suriye ve barış kelimelerinin yan yana gelebileceğine işaret ediyor...

Suriye’de savaşan 14 muhalif grupla Esad rejimini Rusya,Türkiye ve İran’ın garantörlüğünde biraraya getiren ve olumlu sonuçladığı gözlenen Astana Görüşmeleri’nin ardından ABD Başkanı Trump’ın ‘Suriye’de Güvenli Bölgelerin Kurulması‘ talimatını vermesi, PYD'nin Astana sonrası Moskova'ya davet edilmesi, ayrıca daha önceleri, ‘El Bab’tan sonra Rakka’ya da Minbic’e de gideriz‘ diyen ve  IŞİD’in yanı sıra YPG’yle de savaşacağını deklare eden Türkiye’nin pozisyon değiştirmesi; geri çekilmese dahi operasyona son vereceği mesajını vermesi bir dönüm noktasına işaret ediyor…
 
Suriye eksenindeki son siyasal gelişmeler küresel ve bölgesel güçlerinin yönlendirdiği vekalet savaşlarıyla geçen altı yıllık dönemin sona ermekte olduğunu gösteriyor.
 
Bundan sonrasında nelerin yaşanacağı ve geleceğin nasıl olacağını bugünden kestirmek pek mümkün değil ancak, eski Suriye artık tarihe karışıyor.
 
Astana Görüşmeleri’nden çıkan sonucun ve taraflara sunulan anayasa taslağının önemi de zaten buradan; eski Suriye’yin bir daha olmayacak olması gerçeğinden kaynaklanıyor…
 
Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan görüşmelerden iç savaşın tükettiği ve tasfiyenin eşiğine getirdiği Suriye’de yeni bir devletin ve her toplumsal kesimin kendi kaderi üzerinde söz ve karar sahibi olabileceği /özerk ya da federal/ yeni bir sistemin kurulmasının hedeflendiği görülüyor…
 
Basına yansıyan ve şu ana kadar Rusya, Türkiye ve İran başta olmak üzere kimsenin kesin bir dille reddetmediği; Suriye halklarının ve uluslararası demokratik toplumun tartışılmasının istendiği anayasa taslağından bu sonuç çıkıyor.
 
Aslında Suriye’yi yeniden şekillendirecek olan anayasa taslağının geçmişi
Astana’dan çok öncesine; Suriye krizinin ilk dönemlerinde Şangay’da yapılan zirveye kadar uzanıyor.
 
Yeni anayasa taslağı Rusya’nın öncülüğünde 2012 yılı Nisan ayında Şangay‘da yapılan ve Türkiye ile İran’ın yanı sıra Amerika ile Çin’den de uzmanların katıldığı Suriye zirvesinde alınan kararlarla neredeyse birebir örtüşüyor.
 
Dolayısıyla bazılarının ileri sürdüğü şekliyle Astana taslağını Putin‘in yaptığı bir oldu bitti gibi görmemek gerekiyor.
 
Hem sadece Suriye‘nin değil, bölgenin de dengelerini değiştirecek olan  Suriye’nin yeniden yapılandırılmasını Rusya’nın tek başına yapması mümkün görünmüyor hem de Putin‘in buna kalkışacak kadar gerçekçilikten uzak bir lider olmadığı biliniyor.
 
Aksine Suriye’de iç ve dış bütün dengeleri değiştirecek olan yeniden yapılanma için içeride ve dışarıda en geniş uzlaşmanın sağlanması gerektiğini en iyi bilen ülkelerin başında Rusya geliyor.
 
Rusya’nın İran’ın muhalefetine rağmen Astana’ya Amerika’yı davet etmesi ve Trump’ın önerisiyle Cenevre görüşmelerinin ertelenmesine onay vermesi de Suriye‘de yeni dengenin Amerika’ya rağmen kurulamayacağını biliyor olmasından kaynaklanıyor.
 
Ayrıca dediğim gibi Astana Görüşmeleri’ne Amerika ve Çin’in de katıldığı Şangay Zirvesi ilham vermiş görünüyor. Aradan 5 yıl geçtikten sonra tarafların Şangay kararlarına geri döndükleri anlaşılıyor.
 
Şangay kararlarına gelince;
 
Suriye krizinin ilk dönemlerinde yapılan birçok uluslararası toplantıdan en önemlisi 2012 Nisan‘ında Şangay’da yapılmıştı ve orada bir dizi karar alınmıştı.
 
O dönem medyada yer alan haberlere göre Suriye artık merkezi yönetimle yönetilmeyecekti. Bu ülkenin dini, mezhebi ve etnik açıdan farklı bölgelerine idari özerklik verilecekti.
 
Her bölgenin kendi dilini ve bayrağını özgürce kullanabileceği yeni dönemde Arapça’nın yanında Kürtçe de ‘resmi dil‘ kabul edilecekti. Devletin adı da Suriye Demokratik Birliği veya Suriye Cumhuriyeti olarak değiştirilecekti.  
 
Ayrıca Şangay toplantısında ‘garantör ülke‘ olarak Suriye’ye müdahale hakkı Rusya, Amerika ve İran’a verilmişti. (Astana sürecinde ‘garantör ülkeler‘ Rusya, İran ve Türkiye olarak belirlendi ancak, İran itiraz etse de yeniden başlayacak Cenevre sürecinde Amerika‘nın da ‘garantör ülke‘ olması olası görünüyor).
 
Öte yandan ister Şangay’da ister Astana’da alınmış olsun; teorik olarak bu tür kararların alınması ve taslakların hazırlanmasından çok, bunları hayata geçirecek pratik dinamiklerin olup olmadığına bakmak; sahaya odaklanmak gerekiyor.
 
Evet; Suriye’de altı yıldır küresel ve bölgesel gericiliğin yol açtığı kanlı bir iç savaş yaşanıyor ve gelinen aşamada savaşın sürdürülmesi artık mümkün görünmüyor ancak, bütün mesele savaşın nasıl sona ereceği ve geleceğin kim tarafından ve nasıl şekilleneceğinde düğümleniyor.
 
Suriye savaşı sadece bölgesel dengeleri değil, küresel dengeleri de sarsıyor. Sadece Ortadoğu değil, uluslararası toplum da bunun olumsuz sonuçlarını yaşıyor. Buradan yayılan kaos, çatışma ve terör tüm dünyayı olumsuz etkiliyor.
 
Suriye merkezli bölgeden kaynaklan küresel düzlemdeki güvenlik sorununa bir de küresel ekonomik krizi ve bunun yol açtığı ırkçı tepkileri, göçmen karşıtlığını ve sağ siyasetin yükselmesi gibi sorunları da eklemek gerekiyor ki küresel barışı ve istikrarı tehdit eden bu ve benzeri nedenler savaşı sonlandırmayı zorunlu kılıyor.
 
Görüldüğü kadarıyla da savaşın olumsuz etkilerinden sadece Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği değil, Suriye savaşının epeyce hırpaladığı İran ve Türkiye de kurtulmak istiyor.
 
Bu güçler kendi çıkarlarına uygun bir sonuç almak isteseler; Suriye’de kurulacak olan yeni dengeleri kendi çıkarları temelinde şekillendirmeyi amaç edinseler de, hiç birinin bu savaşı daha da ileriye taşımayı göze alması mümkün görünmüyor.
 
Aksine iç ve dış şartlar bu güçleri yeni bir arayışa zorluyor ki şimdi gözler Şubat sonunda yapılacak Cenevre’ye çevrilmiş bulunuyor.
 
Astana’da sağlanan mutabakat çerçevesinde ateşkesin kalıcı hale gelmesi halinde Suriye’nin Cenevre sonrası yatışacağı ve herkesin kendi sınırları içinde yaralarını saracağı uzun süreli bir ‘rehabilitasyon programının‘ uygulanması ve dediğim gibi zaman içinde Suriye ve barış kelimelerinin yan yana gelmesi mümkün görünüyor.
 
Diğer yandan elbette ortada diyaloğa, barışa ve yeniden yapılanmaya açılmayı amaçlayan yeni dönemin tehdit eden birçok risk de bulunuyor. Bunları da gözardı etmemek gerekiyor.
 
Son olarak; Suriye eksenli son siyasl gelişmelerin Rojava Kürtlerinin geleceği açısından olduğu kadar,bölge Kürtlerinin geleceği ve Kürdistan’ın parçalarıyla Kürt partileri arasındaki ilişkiler açısından da ciddi sonuçlara yol açması kaçınılmaz görünüyor.
 
Ayrıca sadece Kürdistan’ın iç dengeleri açısından değil, Türkiye’nin Kürt politikası ve bu ülkenin geleceğiyle; Kürt-Türk ilişkileri açısından da ezber bozacak yeni gelişmelere hazırlıklı olmak gerekiyor…
 
Bunlar da gelecek yazıya kalsın…
 
28.01.2017
gunayaslan@hotmail.de
 
 
Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.