Yezda’nın trajedisi

Metin Aktaş

Yezda, yüzyıllar boyunca süren Kürtlerin trajedisinin bir başka ülke topraklarındaki devamıdır. Yezda romanı, DAİŞ tarafından Şengal dağlarında esir alınan Êzîdî Pirinin kızı olan Yezda’nın trajedisini anlatır. Bu romanı bir yazar olarak yazarken yazdığım her sayfada gözyaşlarım vardır. Okuyanlarda da bu derin hisler vardır. Çünkü yaşananlar hiçbir insan vicdanının kabul edemeyeceği şeylerdir. 

Bir inanç, düşünce, siyasal iktidar ve ekonomik menfaat uğruna insanlara bu kadar büyük dayanılmaz acılar yaşatılmasının günümüzde ne kadar korkunç bir şey olduğunu anlatmak istedim. 

7 gerilla

Şengal’i istila ettikleri zaman Şengal dağlarına kaçan on binlerce Êzîdî o kadar çaresiz ki. Orada bir yandan katlediliyor bir yandan açlıktan susuzluktan ölüyor ve kırılıyor. O dağda bir gün 7 tane gerilla geliyor ve onlara “Mücadele edin” diyor. Êzîdîler bunların gerilla kılığına giren 7 kutsal melek olduğunu söylerler. Bu 7 gerilla binlerce IŞİD elamnıyla mücadele ediyor. Ve Êzîdîlere, kasaba gönderilen koyun gibi boğazlanmanın gerekmediği ve mücadele etmesi gerektiğini öğretiyorlar. Ve bu 7 gerilla Şengal dağlarında onlara mücadele etme ve hayatta kalma ruhunu kazandırıyor. Bu 7 gerilla, IŞİD’lilerden birkaç tanesini öldürdüğü zaman IŞİD’lilerin ölümsüz olmadığını, ölebileceğini ve yenilebileceğini öğreniyorlar. 

73. fermanda mücadele ruhu

Êzîdîler mazlum bir kavimdir. Tarih boyunca hep katledilmişlerdir. Ama 73’ncü fermanın diğer fermanlardan farkı onlara mücadele etme ruhu edinmiş olmalarıdır. Öyle bir ruhu ki, hayatta kalmak için mücadele ediyorlar ve IŞİD’e teslim olmayarak hayatta kalmayı başarıyorlar.

Êzîdîler en eski Kürt kavmidir.  Kitapları Kürtçe yazılmış bir kutsal kitaptır. Araplar hiçbir zaman Kürtlerin kendi anadilleriyle yazılan kutsal kitabına tahammül edemediler. Tarih boyunca Araplar, Türkler ve Farslar, bireysel insanlardan bahsetmiyorum, siyasal olarak hep Kürtleri katlettiler. Şimdi son 2 bin yıllara gelince Arap milliyetçiliği selefi milliyetçiliğe dönüşerek öylesine bağnaz bir hal aldı ki hiçbir hayat tarzını, farklılıklara kesinlikle müsamaha etmemeye başladılar.

Yezda’yı bu topraklarda şeriat özlemi içerisinde olan insanların okumasını isterim. Ne yazık ki yaşadığımız bu topraklarda milyonlarca insan ne olduğunu bilmediği bir rejim için mücadele ediyor.

Annemin evini yakıtlar, sürdüler

Yezda romanımı yazarken Dersim, annemin hayatını anımsadım. Veya Şırnak’ta aylar sonra yasaklanan evine gidip yakılan evinin üzerinde ki harabeler üzerinde ağlayan kadının çığlıkları bana geliyor. Yani acılar her yerde aynıdır. 1938’de benim annemin evini yaktılar, sürdüler. Gitti varoşlarda yaşadı geldi, yoksul sefalet içerisinde yeniden hayat kurdu. 1994’te aynı yine annemin evini yaktılar. Bu ne korkunç bir trajedidir, döngüdür. 

Yezda’nın acılarını anlatamadım

Aslında bir yazar olarak insanın söyleyeceği son sözün bittiği an artık o bitmiştir bence. Yazdığım her kitapta hep söylediğim şeyin yarım kaldığını hisseden bir insanım. Mesela Yezda’nın acılarını anlatamadım. Bana göre hep yarım kalmıştır. Eğer bir gün olanaklarım olursa devamını anlatmak isterim. Ayrıca benden sonra da gelen yazarların bu acıların kaldığımız yerden yazmasını isterim. Ben acı çeken insanlar içerisinde büyüdüm. Çocuklarımda benim acılarım içerisinde büyüdü. Ama artık torunlarımızın acılar içerisinde büyümesini istemiyoruz. 

Akrabalarımın yüzde 80’i katledildi

Yaşadığım Ovacık’ta 1938’de akrabalarım dahi nüfusun yüzde 80’i acımasızca katledildi. Çocukluk yıllarımda, yani 1965’lerde kocası, kardeşleri ve babaları öldürülen aşağı yukarı 30 dul kadın vardı. Çocukluğumu onların çığlıklarıyla, acılarıyla büyüdü. Şu an dahi yazmaya başladığımda onların çığlıklarını duyarım. Yolda ani bir ses duyduğumda aynı şeyleri halen hissediyorum. Bir zulüm, bir katliam sadece o kuşakla sınırlı kalmıyor, ondan sonraki kuşağı da etkiliyor. 

Umarım aşkı ve mutluluğu anlatırlar

Azınlık toplumların ve yoksul insanların hayatını anlatmak kendi siyasal tercihim değil tamamen insani tercihimdir. Beraber büyüdüğüm, acılarını çığlıklarını duyduğum insanlar, acılarına ortak olduğumu gördüm, gözyaşlarına tanık oldum, unutamıyorum. Bazen de diyorum yazmayayım bunları. Çok daha mutlu olduğu şeyleri yazayım diyorum ama yapamıyorum. Umarım ki bizden sonraki yazarlar, umarım bizim gibi olmayacaktır, aşkı ve mutluluğu anlatacaklardır.

13 roman yazdı

Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Çayüstü (Mamkirek) Köyü’nde 1956 yılında doğdu. Köyümüzde okul olmadığı için başka bir köyde ilkokulu okudu. Sonra 6 yıllık yatılı Tunceli Lisesi’ni kazandı. Buradaki 3’üncü yılımda siyasi sebeplerden dolayı Hakkari Lisesi’ne sürüldü. Defalarca gözaltına alınıp tutuklandı. Sonra köyünde yaşamaya başladı. 1994’te Türk devleti köylerini yakıp boşaltınca Elazığ’a taşındı. Munzur Efsanesi, Gerçek ve İşkence, Hamal Dersimli Bektaşi, Acı Fırat Asi Fırat, Sürgün, Cennetin Ölümü, Nişancı, Dicle, Harput’taki Hayalet, Cefr, Son Derviş, Rüzgar Ateş Gibi Yakıyordu, Avesta ve Yezda romanları ile yoksul, azınlık inanç ve kültürlerde insanların yaşamlarını, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanmış trajedileri anlatan romanlar yazdı.

Yeni Özgür Politika

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.