Öne Çıkanlar KANDIL BATMAN TSK CHP SINCAR

Bu haber kez okundu.

Öcalan, Zeki Müren hakkında ne düşünüyordu?

ROJHABER - Bugün Nâzım’ın ‘Ne kasketim kaldı senin ora işi/ ne yollarını taşımış ayakkabım’ dizelerindeki ‘memleket’e dönmüş yıllarda, şarkılar yapıp söyleyenlere ‘hanende’ derlermiş. O günlerin gözde şehirlerinden Bursa’nın en gözde hanendelerinden biriyse bir Ermeni’ymiş: Agopos Efendi. Beste yapar, nota yazar, bir de talebe yetiştirirmiş. 1949 yılında ders verdiği 18’indeki kibar çocuğun, bir gün memleketin ‘san’at güneşi’ne dönüşeceğini tahmin etmiş midir? Bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: Zeki Müren, iki Ermeni hanendenin, Agopos Efendi ile Udi Krikor’un ‘elinde büyümüş.’

‘Burası İstanbul Radyosu...’

1951 yılında radyolarının başındaki dinleyiciler, ilk kez duyar o anonsu: “Burası İstanbul Radyosu. Şimdi Zeki Müren’den şarkılar dinleyeceksiniz.” Elinde, yıllar sonra bir TRT programında kendisine hediye edilecek 12 numaralı mikrofon vardır. 45 yıllık sanat serüveni, böylelikle halkla buluşmuş olur.

Söyleşi yapmayı, hayatından, şarkılarından, aşklarından ve kimi zaman ızdıraplarından bahsetmeyi çok sever Zeki Müren. O yüzden ardında 600’ü aşkın plak ve kasete doldurulmuş, 300’ünü kendisinin bestelediği yüzlerce şarkının, 18 filmdeki oyunculuğunun, sanatının damaklarda bıraktığı lezzetin yanında, duru bir samimiyetle yüklü sözler bırakır. 

Aslına bakılırsa, tuhaf bir durumdur yaşanan. Zeki Müren, doğrudan dile getirmez ama gizlemez de: Besbelli ki eşcinseldir. O dönemde de toplumun eşcinselliğe ‘düşmanca’ yaklaştığı düşünülür ama Zeki Müren, her kesimden insanın radyoda duyunca kilitlenip dinlediği, televizyon başında çıkmasını beklediği, konserlerini hıncahınç doldurduğu, nerede görse omzuna aldığı bir sanatçıya dönüşmüştür. Sorulduğunda bazen, cinsel kimliğine ilişkin ipuçları verir elbet. Mesela bir söyleşide, “Tanrı’nın istediğinin önüne geçilmez. Tanrı nasıl nasip ederse öyle olur” der; bir başkasında, “Kadın ve erkek ruhunu bir arada taşımak sapıklık değil ruh zenginliğidir.”

‘Zeki Müren’i seviniz’

İşte bu yanıyla Zeki Müren, hem bugünkü gibi politik hareketlere de sahip olmayan eşcinsellerin umudu olur hem de kimliğine ‘cesaret’i kazır; sanatçılığını da aşan bir fenomendir o. Sokak ortasında faşistlerden yediği dayağın etkisiyle 5 Mayıs 1973’te yaşamını yitiren şair Arkadaş Zekai Özger, bir şiirine bile konuk etmiştir onu. ‘Merhaba Canım’ın son dizesi şöyledir:

...ve bir gün hiç anlamıyacaksınız

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum

düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve

bir gün elbette

zeki müren’i seviceksiniz

(zeki müren’i seviniz)

Bir Zeki Müren hayranı: Öcalan

Girizgâhı daha fazla uzatmadan, yazının esas bahsine gelelim.

Zeki Müren’in pek bilinmeyen, konuşulmayan bir hayranı daha var ki, tarihsel ve güncel önemi kadar, kavrayış düzeyi ve biçtiği anlam ile de belki en ilgi çekici hayranlık onunki. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, hem de defalarca bahsedecek ve PKK’lilere örnek gösterecek kadar sever Zeki Müren’i.

Öcalan, 15 Ağustos 1984 Hamlesi’nin yıldönümü dolayısıyla yaptığı bir konuşmada, ölümü vesilesiyle, ilk defa bahseder ‘Sanat Güneşi’nden. Konuşma, ‘PKK militanlarına ve ARGK savaşçılarına’ yöneliktir. 30 Eylül 1996’da, “15 Ağustos, Bitiriliş Tarihine Yaşamsal Bir Başkaldırıdır” başlığıyla yayınlanan konuşmada Öcalan, PKK kadrolarını kimi alanlardaki yetersizliklerle eleştirir; devamında komutanlara, savaşçılara Zeki Müren’i şöyle örnek gösterir:

“Önceki gün Zeki Müren öldü. Bir şey söylenir onun için: ‘sanat güneşi’, ‘sanat kurallarından son nefesine kadar taviz vermez kişi’. Doğru olabilir. Sizin sanat anlayışınız, siyasi sanat anlayışınız ne zaman gelişecek? Son nefesini verirken bile yerde değil, ayaktaymış. Ve hareket zemini pek de yaşamaya müsait olmayan küçük burjuva zemini olduğu halde bunu gösteriyor. Mutlak yaşamının ve güzel sanatların da kaynağı olan halk gerçekliğine dayalı böyle kurallı olma düzeyini ne zaman göstereceğiz? İyi, güzel bir komutan, bir hatip, bir yönetici olmayı ne zaman gerçekleştireceğiz? Bunlar sizin için önemsiz mi?”

‘O bir devrim yaptı’

Aynı yıl içinde Öcalan, iki kez daha bahseder Zeki Müren’den. Biri, Serxwebûn‘da ‘Mazimiz De Geleceğimiz De Ortaktır’ başlığıyla yayımlanan, Mahir Sayın’la yaptığı söyleşide. PKK’nin kadın-erkek yaklaşımını değerlendirirken bir anda aklına Müren’in cenazesi gelir ve başlar anlatmaya:

“Bugün sayın Zeki Müren’in cenazesi kalkıyor. Bir kısa tanım yapayım. Konuyla ilgisi nereden çıktı da diyebilirsiniz. Biraz düşündüm bu adamın kişiliği üzerine; benim teorime biraz uygun düşüyor. ‘Onun bütün yaptığı, önemi, farkı, biricikliği’ diyorlar. O, klasik toplum, dolayısıyla erkek-aile anlayışına karşı bir devrim yaptı. Bütün önemi burada ve çok seviliyor. Sanatı da bayağı iyidir aslında. Onun kadar ses sanatını geliştirmeyi beceren de Türkiye’de yoktur. İlkesi kadar uygulaması, gerçekten ilahidir. Ama asıl dediğim gibi yerinde bir devrim yaptı. Türk erkeksiliğinin katı erkekliğine karşı kendini kadına çok yaklaştırdı. Ve bu demokratik bir devrim.”

‘Zeki bir sosyal, siyasal olaydır’

Evet, Öcalan ‘bir devrim’ olarak bahsediyor Müren’in çıkışından. Mahir Sayın, araya girip, “Olumlu buluyorsunuz onu, değil mi?” diye soruyor ve Öcalan uzunca bir süre bu konuda devam ediyor:

“Tabii. Şimdi daha iyi buluyorum, Zeki’ye ısındım. Zeki’yi zaten herkes kadınsı olarak görür. Homoseksüel gibi. O da bence öyle değil. Zeki’yi öyle değerlendirmek yanlıştır, hakarettir. Ben o yönünün de öyle sanıldığı gibi olduğunu sanmıyorum. Zeki bir sosyal, siyasal olaydır. Belki teorisini kuramamıştır. Sanat diliyle belki ifade etmiştir. Ama anlamı budur. Bu kadar etki yaratması da bundandır. Şu anda hele birdenbire büyük bir anlama büründü, çünkü katı bir faşizm vardır. Yürekler biraz sızladı.

Tabii dediğim gibi sanat belli bir çarpıklığı da içerir ama halen bir anlamı varsa, Türk toplumunun geleneksel etkilerine göre müthiş bir demokrasidir. Hatta gerçekten çok iyi bir demokrasi ve siyasetçinin gerçekliğinden tutalım her türlü ezilen sınıfa kadar, Türkiye toplumunun mükemmel bir genel demokratıdır. Ezilene de hitap ediyor, sermayedarına da hitap ediyor. Siyasetçisine de, askerine de onun bu kadar genel etkisi, zaten bununla ifade edilebilir. Ama onun da altında yatan, Zeki’yi Zeki yapan, benim söylediğim özelliklerdir. Farkı burada. Birçok sanatçı var. Çok erkeksi sanatçılar vardır, çok kadınsı sanatçılar da vardır. Ama Zeki’nin farkı var. O farkı da söylediğim gerçeklikte yatıyor. Bence olumludur, bu yöne saygı duymak gerekir. 

Bu örneği verirken, sanırım kamuoyunun daha iyi anlayabilmesi için benim yaklaşımlarım iyi bir örnektir. Önemseniyor, onu demek istiyorum. Toplumun en çok önemsediği bir yaklaşım tarzı oluyor. ‘Benim de biraz etkiye yol açmamın acaba bu gerçeklikle bağlantısı yok mu’ diye sormak gerekir. Tabii ben hem bilimsel hem de tamamen sanatçı gibi değil siyasal, askeri biçimde yürütüyorum. Bu bir ustalık gerektirir. Sanat alanında onun büyük ustalığı neyse, bizdeki siyasi, askeri şeyde de kesin sanat yanı var.”

‘Zeki Müren neden çok seviliyordu?’

1996 yılındaki ikinci değini ise, Pakistan’daki Sindli devrimcilerle yaptığı söyleşiden. “Kendimi Sind Devrimci Hareketi’nin Bir Üyesi Olarak Görüyorum” başlığıyla, 29 Ekim 1996’da yayımlanan söyleşisinde Öcalan, şöyle anıyor Sanat Güneşi’ni:

“Sevgi büyük değerlerle olur. Her şey sevilmez! Sevgi halk sevgisidir veya kolektiftir. Mesela Zeki Müren çok seviliyordu. Zeki Müren neden çok seviliyordu? Onun sanatı vardı. Hatta Mustafa Kemal bile Türk halkında veya Türk ulusunda sevilir. Neden? Onun da yaptıkları var.”

‘Zeki kadın dünyasına iyi giriyordu’

Bu konuşmalardan yaklaşık bir yıl sonra, 31 Ağustos 1997’de ise, yine PKK kadrolarına yönelik ve kadın sorununa dair bir konuşmasında Öcalan, “Hiçbir erkek bütün kadınlara anlam verme gücünde değildir. Belki laf edebilir ama kimliği kapalıdır” diye başlıyor ve devam ediyor:

“Mesela geçen gün ben bir Zeki Müren çözümlemesi yaptım. Kadınlar dünyasına Zeki iyi giriyordu. Ama Zeki, erkek olmaktan çıkmıştı; normalde (kadın dünyasına giren) bir erkek değildi aslında, sanatçının çarpıklığı ile girmişti. Böyle pek ciddiye alınamaz. En hakim erkek, kadın dünyasına girince dört dörtlük egemen olur. Koca olarak, aşık olarak, sevgili olarak tam bir egemendir. Ve ben bunu çok iyi görüyorum. Bizde en ufacık kendine dikkat gücü yok. Eşitlikmiş, özgürlükmüş, incelikli bilmem yüzeyseliklerle dolu bir yaklaşımmış, aklına bile gelemez.” 

‘Efendim, boş vakit kalmıyor’

Öcalan, Zeki Müren’in birkaç yönüne vurgu yapıyor. Bunların başında, onun ‘duygusal kuvveti’ var. Diğer yandan, erkekle hesaplaşmasından da belli ki övgüyle bahsediyor. “Ölürken bile ayaktaydı”diyor, emeğini yüceltiyor. Üstelik bunları, ‘küçük burjuva yaşantısına’ rağmen yaptığını söylüyor. Madem biz de, Öcalan’ın bahsini ettiği yönleri belki açığa vuran bir Zeki Müren alıntısıyla kapatalım yazıyı. BBC Türkçe Servisi’nden Nuri Çolakoğlu’na, 1983 yılında verdiği söyleşide Müren, şöyle anlatıyor nasıl ürettiğini:

“Beste efendim, hissettiğim şeyleri nota kâğıdına dökerim, başucumda daima nota kâğıtlarım ve kalemim bulunur. Uykudan fırlarım sabaha karşı, bir melodi gelmiştir, onu kâğıda dökerim. Bir de bant makinem vardır, hissettiğim melodileri okurum, beğenip birleştirirsem şarkı haline getiririm, beğenmezsem iptal ederim. Zaten beste, ilham perisinin gelişiyle yapılır. Onun da ne zaman geleceği belli olmuyor, hani saati belli olmayan bir misafir gibi, ama kutsal bir misafir gibi. Ondan sonra efendim, kahvaltı etmem, bir meyve suyu içerim, akşam üstü 5’te muhakkak saunama giderim. Bu 22 yıldır devam ediyor, 2 sauna ve 1 masajımı alırım. Eğer bir yere çıkacaksam kuaförden geçerim, çok hafif makyajımı yaparım, giyinirim. Evimde oturacaksam bunlara gerek kalmaz, otururum televizyonu, videomu seyrederim. Onun haricinde misafirlerim olur, insanları çok severim. Şiir yazarım, bir şiir kitabım var, ismi ‘Bıldırcın Yağmuru’. Bunun geliri Kanser Derneği’ne bırakılmıştır. Efendim, boş vakit kalmıyor.”

OSMAN OĞUZ

Yeni Özgür Politika

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.