Günay Aslan: HDP’nin Hatası...

Aslında HDP’yle ilgili olarak artık yazmayacaktım. Çünkü, ne zaman HDP’ye dönük bir eleştiri yazısı kaleme alsam bazı kimselerin haksız ve mesnetsiz ithamlarıyla karşılaşıyorum.

Günay Aslan: HDP’nin Hatası...

ROJHABER - Bu kimseler HDP’ye dönük eleştirilerimi bu partinin 7 Haziran seçimlerinde beni aday göstermemesine bağlıyor; tepkiyle yazdığımı ileri sürüyorlar.

Elbette bu görüşlerin maddi bir temeli yok...

Yok çünkü, bu ülkeye - 20 yıldan sonra- geri geldiğim günden beri yazdıklarım ortada duruyor.

Adaylık öncesinden başlayarak toplumsal-siyasal sorunlardan hareketle HDP’ye bir takım eleştiriler yönelttim. Üstelik eleştirilerimi adaylık sürecinde de devam ettirdim

Arzu edenler bu yazılara Özgür Politika gazetemizin arşivinden ya da benim sitemden (www.gunayaslan.com) bakabilirler.

Adaylık önemli olsa, onu amaç edinmiş olsaydım HDP yönetimini eleştirmez, belki de överdim ama, benim için adaylığın, mevki-makamın, kişisel istikbalin önemli olmadığını bilenler biliyor.

Ne var ki sayıları az da olsa bizim içimizde hiçbir bedel ve emek ödememiş, emek ve bedel yerine çürüme ve fitne üretmiş olanların sesi daha gür çıkıyor.

Bu kesim yavuz hırsız misali ev sahibini mahiretle bastırmanın bir yolunu buluyor.

Dolayısıyla ben de onlarla yüz-güz olmamak için uzak durmaya çalışıyorum.

Fakat yaşanmış tarih ve yaşanan gündem siz ne kadar uzak dursanız da sizi bir biçimde içine çekiyor.

Her şeyden önce hayatınıza anlam kazandıran sorumluluk duygusu suskun kalmanıza izin vermiyor...

*

Neyse, lafı daha fazla dolandırmayayım...

Bugün Özgür Politika’da Adil Bayram’ın ‘Özeleştiri başarının anahtarıdır’ yazısından sonra bu konuda bir yazı daha yazmaya karar verdim.

Adil Bayram yazısının, ‘seçim sonrası sürecin özeleştirisi verilmeli’ başlığı altında şunları yazıyor:

Örneğin, daha seçim gecesi HDP yönetiminin “Bazı oylarımız emanet” demesi doğru değildi ve de hatalıydı. Doğru değildi, çünkü halkın emanet oyları diğer partilerdeydi ve HDP’nin onlardan alacağı daha milyonlarca ve hatta on milyonlarca oy vardı. Hatalıydı, çünkü bu değerlendirme seçim ardından çok önem taşıyan siyasal etkinliği zayıflatıyordu.‘

‘Yine HDP yönetiminin “Toplum bize muhalefet görevi verdi” belirlemesi de doğru değildi ve hatalıydı. Aynı zamanda bu belirleme ”Seçimi HDP kazandı” belirmesiyle de çelişkiliydi. HDP seçimi kazandıysa, o halde yeni iktidar o demektir. Burada oyun ve vekil sayısının azlığı veya çokluğu önemli değildir, önemli olan siyasi etki ve gelişmenin yönüdür. Bunun da HDP’de olduğu açıktır.‘

‘HDP yönetiminin, yine AKP ile seçim sonrası o denli karşıtlaşması ve “CHP-AKP hükümet kursun, biz destek verelim” demesi de hatalıydı. HDP olmadan CHP ile AKP’nin bir hükümet kuramayacağı ve kursalar bile bu hükümetin demokratik değerinin olmayacağı açıktı. Yani CHP-AKP hükümet kurma çalışmalarının içinde HDP de olmalıydı ve de buna öncülük etmeliydi.‘

‘Bütün bunlar, seçimde çok başarılı olan HDP’yi, seçim sonrası siyaseti yürütmede zayıf ve etkisiz hale getirdi. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli gibi faşist kişilikler de bundan yararlanarak meclisi işlemez kılıp bugünkü savaş ve katliam sürecini ortaya çıkardı. Oysa demokratik siyaset etkili olsa ve siyaset kurumunu işletmeye öncülük edebilseydi, o zaman bugünkü durum yaşanmayacaktı.‘

Görüldüğü gibi Bayram, HDP’nin seçim sonrası izlediği politikayı yanlış buluyor ve bunun için bir özeleştiri yapılması gerektiğini belirtiyor.

Bu görüşleri seçimden sonra ben de çeşitli vesilelerle dile getirdim, bu yüzden epey bir tepki de çektim ama önemi yok tepkilerin. Önemli olan halkın ve mücadelenin çıkarları doğrultusunda söylenenler, tarihe düşülenlerdir.

Dolayısıyla yukarıdaki sözlere katılıyorum ancak, Bayram’dan farklı olarak HDP’nin seçim öncesinden başlayarak hatalı bir siyaset izlediğini düşünüyorum.

 Şöyleki;

 HDP’nin en büyük hatası 7 Haziran seçim stratejisini Çözüm Süreci üzerine kurmaması oldu. Çünkü Türkiye’nin temel meselesi Kürt meselesiydi.

Bu mesele bu topraklarda yaşayan Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Laz-Çerkez, Ermeni, Arap, Asuri vd. herkes için hayati önemdeydi.

Kürt meselesi çözülmeden bu ülkede demokratik hukuk devleti inşa etmek; bu ülkeyi insan onuruna yaraşır bir şekilde yönetmek mümkün değildi.

Bu mesele çözülmeden , devlette bunun gerektirdiği demokratik bir yeniden yapılanma gerçekleştirmeden ne kadar oy alırsanız alın, isterse iktidar olun pek bir anlam ifade etmezdi.

Kaldı ki HDP’nin kendisi Çözüm Süreci’nin bir ürünü; onun nesnesiydi.

Dolayısıyla doğru strateji Çözüm Süreci’ydi ve HDP seçim stratejisini onun üzerine bina etmeliydi.

Ancak HDP, stratejisini CB Erdoğan ve AKP karşıtlığı üzerine kurdu.

‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’ sloganıyla bazı kesimlerdeki Erdoğan ve AKP memnuniyetsizliğini arkalamaya, bununla da barajı aşmaya çalıştı.

Sonunda barajı aştı ve anlamlı bir zafer kazandı ama, bu zaferi ona sağlayan Erdoğan karşıtı mahfiller değil, daha önce AKP’ye oy vermiş olan muhafazakar Kürtlerdi!

AKP’nin süreci oyalayan politikalarından bezmiş, Erdoğan’ın dayatan ve aşağılayan tavrından gına gelmiş muhafazakar Kürtler, Kobané direnişinin tetiklediği ulusal refleksle bu seçimde HDP’ye oy verdi.

Gerçi, AKP ve Erdoğan gitsin de ne olursa olsun diyen bazı kesimler de HDP’ye oy vermişti ama, dediğim gibi bunların oranı yüksek değildi.

Fakat etkiliydiler ve HDP bunlara bir çeki-düzen veremedi. Deyim yerindeyse bunların arkasından sürüklendi.

Bu da Çözüm Süreci’ne zarar verdi.

Zarar verdi zira, karşıtlık siyaseti hem temel sorunları gölgeledi hem de Çözüm Süreci’ne destek vermiş muhafazakar Türklerin tepkisini çekti.

Sorunları çözmek, ülkeyi çağdaş alternatif çözümler ekseninde yönetmek değil, bir kişiyi ya da bir partiyi devirmek seçim sürecinde neredeyse HDP için, hiç gereği yokken temel politika haline geldi.

Oysa demokratik siyaset iktidarı devirmek için değil, devralmak için yapılırdı. Bu yüzden tepkisel değil, etkisel olmak zorundaydı.

Ancak bunlar olmadı.

Türkiye siyasetine egemen tepkici anlayış, marjinal çevrelerin de tetiklemesiyle HDP’yi asıl misyonundan kopardı. 

Bu yüzden HDP bütün toplumsal dinamikleri barışçıl-demokratik bir çözüm etrafında toparlayamadı.

Çözüm Süreci’ni Türkiye sathına yayamadı.

Tam da Türkiyelileşme sürecinde toplumun yarısından fazlasını oluşturan ve Çözüm Süreci’ne destek sunan muhafazakar Türkleri deyim yerindeyse karşısına aldı.

Kaldı ki bu sürecin iki temel aktörü vardı. Biri Cumhurbaşkanı Erdağan, diğeri PKK lideri Öcalan’dı.

Süreci bunlar başlatmışlardı.

Başkalarını bilmem ama, Kürt hareketinin Erdoğan ve AKP gitsin de ne olursa olsun deme lüksü yoktu.

Bunlara karşı demokratik bir alternatif ortaya çıkmadığı sürece de yok. O zaman dikkat edilmesi gerekiyordu.

Çünkü bugünlere kolay gelinmedi.

İmralı’da başlatılan Çözüm Süreci için Kürt hareketi 1993 yılından başlayarak ağır bedeller ödedi.

Ayrıca bu süreç Rojava başta olmak üzere bölgede ve dünya genelinde Kürt hareketine önemli fırsatlar ve katkılar da sağladı.

Kürt halkı Çözüm Süreci sayesinde hem Rojava’da hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda önemli mevziler kazandı.

Bunları gözetmek herkesten önce HDP’nin görevi olmalıydı.

Öte yandan evet; HDP seçim öncesi hatalı tavrını seçimden sonra da sürdürdü; önemli ve anlamlı bir seçim zaferi kazanmasına rağmen, sanki bu zaferi başkaları kazanmış gibi kenara çekildi.

Demokratik çözüm için inisiyatif alacağına, gücünü çözüm için kullanacağına, AKP’yi demokratik çözüme zorlayacağına, bunun meşru pazarlığını yapacağına topu taca atmayı; oynamamayı tercih etti.

HDP bu tavrıyla seçimden sonra kendisini adeta siyaseten feshetti.

Daha önce hazırlığını yapmış, savaş kararı almış AKP ise bu fırsatı iyi değerlendirdi ve bütün cephelerden saldırıya geçti.

Sonunda olanlar oldu.

Ve şimdi halkımız ağır bir bedel daha ödüyor.

Kürt halkı her zamanki gibi ödediği bedele bağlılığın bir gereği olarak HDP’nin arkasında durmaya devam ediyor ama, bu süreçte yapılan hataları iyi biliyor ve fırsatını buldukça dillendiriyor.

Yeni seçim sürecindeyse bunların tekrarlanmamasını istiyor.

HDP’nin yaşananlardan ders çıkarmasını, ortalığın kan gölüne döndüğü günümüzde bu topraklarda yaşayan herkes için hayati önemi olan Çözüm Süreci’ni temel alan bir strateji izlemesini, Türkiye’nin bütün toplumsal dinamiklerini kalıcı, adil bir barışın etrafında birleştirecek politikalar üretmesini istiyor.

HDP’nin halkın bu talebine kulak vermesi gerekiyor.

Son 3 ayda yaşanan gelişmelerin yıprattığı ve tıkattığı HDP’nin demokratik siyasette kalıcı olmasının ve AKP’ye karşı gerçek manada alternatif olmasının yolu buradan geçiyor...

*

Son olarak basında çokça sözü edilen; ’HDP-PKK gerginliği’ üzerine de birkaç çümle söylemek istiyorum.

Böyle bir gerginlik yok, bunun zemini de yok.  

Başta hükümet olmak üzere birçok çevre HDP’ye, ‘PKK’ye silah bıraktırması’ için baskı yapıyor, HDP’de zaman zaman bu yönde çağrılar yapıyor, PKK de buna yanıt veriyor ve bu gerginlik olarak yansıyor.

Oysa bu ülkede silahların susması; Türkiye’nin Kürt sorununda silahın yerinin siyasetin alması için PKK üzerindeki yasakların kalkması; dağdaki, sürgündeki ve zindandaki Kürt siyasetçileri demokratik siyasete katacak mekanizmaların yaratılması gerekiyor. 

Yoksa HDP barajı aştı diye bundan vazgeçilemez. Bunu herkesten önce en iyi HDP yönetimi biliyor.

Dolayısıyla iş dönüp dolaşıp yine Çözüm Süreci’ne geliyor.

Savaşın sona ermesi, ‘dağdan inişlerin’ gerçekleşmesi için de sürecin baştan belirlenen hedefleri doğrultusunda ilerlemesi gerekiyor...

gunayaslan@hotmail.de


Arsiv / 3.9.2015
Yükleniyor...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.