Cerablus’ta ‘yarın’ hazırlıkları



Türk medyasının sevinç ve zafer manşetleriyle duyurduğu, Kürtlerin ise endişe ve öfke ile izlediği Cerablus’taki kostüm değiştirme operasyonunu “ABD Kürtleri sattı satmadı” ekseninde tartışmak, Rojava’daki gelişmelerin akibetini anlamayı güçleştiriyor.  

Türkiye’nin Cerablus’u işgali ile birlikte, PYD’nin ABD ve koalisyon güçleri ile ilişkileri de eski düzeyinden farklı bir rotaya girdi. Çünkü askeri ve siyasi olarak Türkiye ve Rojava Kürtleri karşıt cephelerde yer alıyor. Türkiye’nin Rojava düşmanlığı, DAİŞ veya El Nusra’dan daha az bir seviyede değil. 

ABD aynı cephe içinde, hem Kürtleri hem Türkiye’yi dengelemek istiyor. Oysa Türkiye siyasi ve askeri olarak Suriye’de oyun dışı kaldı ve yeniden oyuna dahil olması için makul hiçbir gerekçesi yok. Sahadaki savaş ve Kürtlerin özgürleştirdiği kantonlardaki fiili durum, dengenin Kürtler lehine gelişmesinin önünü açık tutuyor. Türk ordusunun Cerablus’u işgali ile birlikte bu gelişme kontrol ve denetim altına alınmak isteniyor.

 Türkiye’nin Cerablus işgalinden önce ABD’nin, YPG’nin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri(SDG) ile ortaklığını bozacak bir gelişme yaşanmamasına rağmen, ABD’nin, Türkiye’nin Suriye topraklarına girişini desteklemesi, ABD’nin PYD/YPG ile ittifakını revize etmesi anlamına geliyor. Savaşın sonlarına doğru bu revize işleminin, Kürtlerin canını sıkacak düzeye çıkması da sürpriz olmamalı. W.Churchill’e mal edilen “İngiltere’nin ezeli dostu ve ezeli düşmanı yoktur, İngiltere’nin ebedi çıkarları vardır” sözünün, günümüz ABD’sinin geçerli politikası olduğu gerçeği, mevcut ilişkilerin durağan kalmayacağını gösteriyor.

ABD’nin DAİŞ’le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Brett MCGurk’in, “hem Cerablus’taki Türk operasyonunu hem de YPG’nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri(SDG)’nin DAİŞ’le mücadelesini destekliyoruz” sözleri mevcut durumu izah etmekten uzaktır.

 Çünkü bu açıklamadan çok kısa bir süre sonra Cerablus’un 10 km güneyindeki El Amerne Köyü Türk savaş uçaklarınca bombalandı. Köy, 14 Temmuz’da başlayan ve ABD’nin de desteklediği Mimbiç operasyonu sonucu DAİŞ’ten kurtarılarak SDG’nin denetimine geçmişti. Nitekim bombalama SDG mevzilerine yönelikti. Demek ki ABD sadece Türkiye’nin DAİŞ’e karşı mücadelesini değil, Türkiye’nin kontrollü bir şekilde SDG ve YPG’ye saldırmasına da onay vermiş görünüyor.

Türk ordusu Cerablus’u işgalinden sonra, sadece Cerablus’un içinde ve çevresinde kalmadı. ABD öncülüğündeki koalisyonun hava desteği ile Cerablus’un güneyine ve batısına doğru genişletildi. Bu çerçevede DAİŞ’in elindeki beş köyün kontrolü TSK/ÖSO güçlerine geçti.

Türk ordusunun ve ÖSO’nun, ABD onayı ve koalisyon güçlerinin desteği ile operasyonu genişlettiği saha, SDG’nin DAİŞ’e karşı operasyonu genişlettiği saha ile aynı sahadır. Dolayısıyla DAİŞ’le mücadele özel temsilcisi Brett MCGurk’un, “DAİŞ’e karşı mücadelede hem Türk ordusunu hem SDG’ni destekliyoruz” açıklaması gerçeği ifade etmiyor.

İşte bu noktada Mimbiç’in 73 günlük amansız bir savaş sonunda DAİŞ’in 2 binin üzerinde kayıp verdikten sonra kurtarılması ile, Cerablus’un bir gecede ve DAİŞ çetelerinden kimsenin burnu kanamadan “kurtarılarak” Türkiye/ÖSO’nun eline geçmesi yaşananları açıklamaya yetiyor.

Mimbiç operasyonu öncesinde ABD ve YPG/YPJ arasında önemli bir tartışma yaşandı. ABD, operasyonu Rakka’da başlatmak istiyor, YPG/YPJ ise Mimbiç’te ısrar ediyordu. Ancak YPG, Mimbiç hattındaki operasyonları genişletme kararında ısrar etti ve fiilen operasyonu başlattı. ABD’nin, Türkiye’nin Cerablus işgalini bu kadar aleni bir biçimde desteklemesi, SDG ile YPG’nin fiili durum yaratma operasyonlarına karşı sallamaya başlanan ABD sopasıdır. 

Cerablus’un Türkiye tarafından işgalinin, ABD’nin Suriye’nin geleceğine ilişkin stratejik amaçlarıyla da doğrudan bağlantısı var. ABD, YPG/YPJ güçlerinin Efrin-Kobanê arasındaki sahada ilerleyerek iki kantonu “Türkiye sınırı” boyunca birleştirmesini ve Cerablus-Azez hattının SDG’nin elinde ve kantonal yönetime geçmesini istemiyor. 

Askeri operasyonların mevcut gidişatı da ABD’nin bu niyetini doğruluyor. ABD, YPG’nin öncülük ettiği SDG’nin Cerablus – Azez hattının altından ilerlemesini ve kantonları birleştirecek bir koridorun oluşmasını desteklerken; Cerablus’un güneyinden Azez’e kadar olan Türkiye sınırındaki bölgenin, “güvenlik bölgesi” olarak Türkiye’nin kontrolüne geçmesini de desteklemektedir. 

ABD’nin DAİŞ’le mücadele özel temsilcisi Brett MCGurk’un açıklaması tam da bu gerçeği ifade etmektedir. Savaş sona erdiğinde ve siyasal tartışmalar yoğunlaştığında ABD’nin Cerablus oyununa benzer dönüşler yapması sürpriz olmaz. Önümüzdeki günlerde ABD ve koalisyon güçlerinin SDG güçlerinin El Bab-Mare hattındaki ilerleyişini destekleyip desteklememesi ilişkilerin geleceği açısından kritik bir öneme sahip. Bu tercih SDG ile YPG’nin Rakka operasyonundaki rolünü de belirleyici bir nitelikte.

Kürt siyasi hareketi ve PYD’nin beslendiği gelenek ilişki ve ittifaklara açık olmakla birlikte, kuşku ve temkinlilik eşliğindeki özgüce dayalı askeri ve siyasi mücadeleye dayanmaktadır. Gelecekte ABD’nin değişken ve kaypak ilişkilerini dengeleyecek yegane güç de bu özelliği olacaktır.

Ö. Politika
Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.