Derin bir acının first lady'si
 

Esra Karataş

Oldukça etkileyici bir filmografiye sahip Şilili yönetmen Paplo Larrain, kısa süre içinde hazırladığı iki farklı biyografi çalışmasıyla 2017 yılına hızlı bir giriş yaptı. Filmografisine baktığımızda yönetmenin kendi topraklarından meselelere odaklandığını görüyoruz. Genel olarak erkek karakterler üzerine çalışıyor Larrain. Kendi topraklarından çıkan büyük şair Paplo Neruda’nın hayatını anlatmak istemesi anlaşılır bizim açımızdan. Film mart ayında Türkiye’de gösterime girecek.

Ancak, anlaşılmaz olan Neruda ile aynı dönemde çekimlerini yaptığı Jackie. 20 Ocak’ta seyircisiyle buluşan Jackie, John F. Kennedy suikastını takip eden günlere odaklanıyor. Film, Jackie Kennedy’nin suikast sonrası çizdiği profili resmetmeyi amaçlıyor.

kennedy3

Şili gibi tarihi çalkantılı bir ülkeden çıkan Larrain, yaptığı az sayıda filmle akıllarda yer etmiş bir yönetmen. Buna en yakın örnek, 2016 yapımı pedofili suçu işleyen Katolik rahipleri mercek altına aldığı Kulüp / El Club. Bu filmiyle hafızalarımıza silinmeyecek bir çentik atmıştı.

 

Pinochet hükümetinin devrilmesini konu aldığı Hayır / No ile kendi sularında yüzen Larrain, Jackie’nin biyografisini çekme önerisini Daren Aronofsky’den almış. 65’nci Berlin Film Festivali’nde jüri başkanlığı yapan Aronofsky, festivale katıldığı Kulüp / El Club filmiyle Jüri Büyük Ödülü’nü alan Larrain’e Jackie’yi çekmesi için teklif götürüyor. Bir şartı var. Jackie karakterini, Black Swan’da da birlikte çalıştığı Natalie Portman’ın oynamasını istiyor. Aronofsky Türkiye’de geldiği bir toplantıda bahsetmişti: Bir dönem baleyle de ilgilenen Portman, artık yaşının geçmek üzere olduğunu söyleyerek Aranofky’nin Black Swan projesini bir an önce gerçekleştirmesi için ısrar etmiş. Portman, Aronofsky’yi bu kez Jackie’yi çekmesi için sıkıştırmış mıdır bilemiyoruz.

Larrain, üzerinde çalışılacak gizemli bir karakter olarak gördüğü Jackie’nin öyküsünü anlatmak için heyecanla filme sarılmış. 20’nci yüzyılın en tanınmış figürlerinden olan Jackie’nin büyüsüne kendini kaptıran Larrain, bilmediği sulara yelken açmış. Bilmediği bu sulardaki başarısı Larrain’i Oscar için iki farklı kategoride yarışmak gibi nadir görülen bir duruma getirmiş. Jackie, Natali Potman’a En İyi Kadın Oyuncu dalında adaylık getirirken, Neruda En İyi Yabancı Film Oscar’ı için yarışacak gibi görünüyor.

FİLM SUİKAST ÖNCESİYLE BAŞLIYOR

Film, Jackie Kennedy’nin Life dergisi muhabirine John F. Kennedy’nin 22 Kasım’da Dallas’ta uğradığı suikasttan kısa bir süre sonra verdiği röportaj çerçevesinde gelişiyor. Suikastın öncesi ve sonrası arasında gidip gelen film, Jackie’nin bu dönemde sergilediği vakur tavra dikkat çekiyor. Hep resmedilegeldiği gibi zarif bir kadın olan first lady aynı zamanda bulunduğu yerin ağırlığını kaldıracak güçte bir karakter. Coco Chanel takımları ve inci kolyesiyle kendini modaya ve hayır işlerine vermiş bir kadın olmanın ötesinde, güçlü, akıllı ve cesur bir karakter.

Kennedy ailesi Beyaz Saray’a yerleştiğinde, Jackie Kennedy bir ekip kurarak ülkenin dört bir yanından mobilyalar getirtiyor. Yapıyı bir müze gibi korumaya çalışan Jackie, bunu bir TV show’unda halkla paylaşıyor. Filmde bu sahneler orijinaline sadık kalınarak çekilmiş ve bu sayede filmin kurgusal biyografik yapısı desteklenmiş.

Aynı anda iki ayrı filmi takip ediyoruz. Bir yanda vermeyi kabul ettiği röportajla suikastı tekrar yaşayan Jackie’nin ilk günlerine odaklanırken, diğer yanda belgesel çekimlerle öncesine tanıklık ediyoruz. Life dergisi muhabirine, metni denetleme hakkını saklı tutarak vermeyi kabul ettiği röportaj sayesinde Jackie, kocası suikasta kurban gitmiş zayıf bir kadın değil, ayakları üzerinde duran sağlam bir kadın olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Onu çaresiz ve zayıf gösterecek herhangi bir hareketten kaçınıyor.

Filmin amacı, yaşadığı felaket karşısında ayakta kalabilen Jackie’nin güçlü karakterini tüm tonlarıyla verebilmek. Bu sebeple, suikastın hemen akabinde, halihazırda uçakta geçirdiği travmaya tanıklık ediyoruz. Olay henüz sıcaklığını korurken, cenaze merasimiyle, politik hamlelerle ve parasal konularla uğraşmak zorunda kalan Jackie, bunu erkek egemen dünyayı karşısına alarak yapıyor. Jackie, Amerika Birleşik Devletleri’nin ikonik karakterlerinden biri olmakla kalmadığını, aksine, tarihle, sanatla yakından ilgilenen, her şeyi bilinçle yapan bir kadın olduğunu anlatmaya çalışıyor. Röportaj verdiği gazetecinin küçümser edasına karşı ona haddini bildirdiğini görüyoruz.

Verdiği röportajda Kennedy’yle özel anlarına da tanıklık ediyoruz. Kennedy çiftinin dinledikleri plak ve John F. Kennedy’nin en sevdiği Camelot şarkısı hakkında yaptığı açıklamalarla, Kennedy’nin başkanlığa bakış açısını tarif ediyor Jackie. Camelot, Kral Arthur efsanesindeki saray. Kennedy Camelot’u başkanlığa benzetip, kısa bir parlak an olarak tanımlıyor.

Larrain ve filmin senaryosunda imzası bulunan Noah Oppenheim, izleyiciyi Jackie ile bütünleştirmek için yakın planlarla çalışmışlar. Odağımızda Jackie’den başka hiç kimse yok. Onunla neredeyse omuz omuza hareket ediyor izleyici. Özel anlarına, duygusal boşluklarına eşlik ediyoruz. Yan karakterler varlıklarıyla ağırlıklarını hissettirerek filme güç veriyorlar.

Portman, yüzündeki plastik gülümseme, sesindeki vurgu, ahenkle attığı zarif adımlarıyla başarılı bir Jackie portresi çiziyor. Jackie’nin ruh halini mükemmel bir şekilde aktaran Mica Levi’nin rahatsız edici müziklerinin de filme katkısını belirtmeden geçmeyelim.

Loading...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.